/
262 pages
|
| |
frmf10/
1 pages
|
| |
frmf11/
1 pages
|
| |
frmf12/
1 pages
|
| |
frmf13/
1 pages
|
| |
frmf14/
1 pages
|
| |
frmf15/
1 pages
|
| |
frmf16/
1 pages
|
| |
frmf17/
1 pages
|
| |
frmf18/
1 pages
|
| |
frmf19/
1 pages
|
| |
frmf2/
1 pages
|
| |
frmf20/
1 pages
|
| |
frmf21/
1 pages
|
| |
frmf22/
1 pages
|
| |
frmf23/
1 pages
|
| |
frmf24/
1 pages
|
| |
frmf25/
1 pages
|
| |
frmf26/
1 pages
|
| |
frmf27/
1 pages
|
| |
frmf28/
1 pages
|
| |
frmf3/
1 pages
|
| |
frmf30/
1 pages
|
| |
frmf32/
1 pages
|
| |
frmf33/
1 pages
|
| |
frmf34/
1 pages
|
| |
frmf35/
1 pages
|
| |
frmf36/
1 pages
|
| |
frmf37/
1 pages
|
| |
frmf38/
1 pages
|
| |
frmf39/
1 pages
|
| |
frmf4/
1 pages
|
| |
frmf40/
1 pages
|
| |
frmf41/
1 pages
|
| |
frmf5/
1 pages
|
| |
frmf6/
1 pages
|
| |
frmf7/
1 pages
|
| |
frmf8/
1 pages
|
| |
frmf9/
1 pages
|
| |
frmk11/
1 pages
|
| |
frmk12/
1 pages
|
| |
frmk13/
1 pages
|
| |
frmk14/
1 pages
|
| |
frmk15/
1 pages
|
| |
frmk16/
1 pages
|
| |
frmk2/
1 pages
|
| |
frmk3/
1 pages
|
| |
frmk4/
1 pages
|
| |
frmk6/
1 pages
|
| |
frmk9/
1 pages
|
| |
frmp12759/
1 pages
|
| |
frmp14782/
1 pages
|
| |
frmp14785/
1 pages
| Sehpalarda Zafer Var Biz, bir soylu topluluk, bir avuç kahraman
Umutlar derlerdik amansız kavgalardan.
Bizdik kan gölü sokaklarda kurşun yiyen!
Bizdik; maziden atiye Hakka yürüyen!’
Derken namlularla çevrildi, yollarımız,
Dal budak salarken, kesildi kollarımız.
Evlerimiz basıldı yıkıldı ocaklar
Eylüllerle geldi “apoletli” cellâtlar.
Bir meydan savaşında er dilercesine
Yiğitçe direndik tağutların zulmüne
Önce, MUSTAFA’M yürüdü cellâda doğru
Adı gibi yiğitti o Pehlivanoğlu
İlk o yürüdü dimdik başıyla sehpaya
Tekbirlerle yükselip, kavuştu Mevlaya
Sonra CEVDET KARAKAŞ alıp abdestini,
Tevhid nidasıyla verdi son nefesini.
Titredi gök... Sarsıldı arz... Kanlı zulümden!..
“ALLAH” dedi FİKRİ son nefesini verirken!...
Cellâtlar doymadı kana, Kurban istedi.
Bir kanlı el çıkıp, CENGİZ’imi gösterdi.
Yürüdü CENGİZ BAKTEMUR, Sehpaya... gamsız.
Hükmü has kalıp ALLAH’a... gitti pervasız!..
Sonra ALİ BÜLENT atıldı ercesine
Tekbirler aldı, Bedir’e girercesine...
Kanlı zindanların soğuğunda son gece,
Namazını kılıp, yürüdü AHMED KERSE...
Bitişini görsün onda... Şu köhnemiş çağ!...
Yiğitçe çıktı sehpaya HALİL ESENDAĞ!...
Sonra fırladı SELÇUK, Halil’in ardından.
Şühedaya kanat çırptı aynı mekândan.
Kanlı eylüllerin dokuzuncu şehidi
İSMET ŞAHİN İsimli, bir ALLAH eriydi!..
Böylece yollandı dokuz şehit Mevla’ya,
Yemin ettik o dem... İntikamlar almaya!...
Sonra döndü zaman, ters-yüz oldu hesaplar
Kinleri öğüttü “İkbal” denilen çarklar
Hala hüküm sürmede zulmün mimarları
Hatırlayan yok... Zindanları, çarmıhları!
Hücreler, sehpalar, ölümler unutulmuş...
Dünkü yusuf soylular nefslere kul olmuş...
Şimdi, acıların pençesinde şu ruhum
Kırbaçlanmış köle gibi, bitkin ve yorgun
Bir vebal gibi mazi... omuzlarımda yük!.
Bir azab yaşıyorum... kabuslardan büyük!..
Kaç zaman var ki, katledilmiş hayatların
“Adalet!...” diyen seslerini duymaktayım...
Her ses bir çığlık gönlümde... Çığlıklar isyan!
Her yerde bir iz var... O kanlı hatıradan!...
Her gördüğüm direkte sallanan bir ceset!...
Her devrilmiş tabure beynimde cinnet!
Sanki her yer mezarlık sanki her yer zindan!.
Yetimler ağlıyor “KISAS” diye ardımdan!..
Ah... Duymasa kulağım, görmese gözlerim
‘Kısasta hayat var!...” Lakin bomboş ellerim
Bir benmiyim... Sokaklarda gezinen mecnun!...
Bir ben mi kaldım... İntikam gününe tutkun?!...
Hani... kanlı eylüllerde vurgun yiyenler?
Hani... Zulümlere direnip devleşenler?...
Neredesiniz ey zindan arkadaşlarım?...
Şu sokaklarda neden... Yalnız başınayım?...
Hani... Zindanlarda cellâtların yüzüne
Tükürmüş, yeminler etmiştik ölümüne!...
Unutmak ölümdür dünü... unutmak zillet
Ey zafere doğan yiğit kalk ve kıyam et!
Fırlayıp mekanizmadan bir mermi gibi,
Vurun!... İdamlara kalem kıran elleri!...
Vurun ki... Titresin cihan!... Anlasın ümmet;
Sehpalarda zafer var. Zindanda hürriyet.
Süleyman KALAYCI |
|
| |
frmp16132/
1 pages
| Medyada Düşürülmüş Maskeler (Yıldıray Çiçek) Milletlerin nasıl idare edileceğinin reçetesi olan Anayasalar hiçbir ülkede bu kadar değişmemiş,bu kadar iğdiş edilmemiş,bu kadar delinmemiştir.
Cumhuriyetlerini rakamlandırmalarıyla ünlü Fransızlar bile anayasalarına böyle darbeler indirmemiş,rejimlerini böylesine tartışmaya açmamışlardır.Ele talkım veren kendisi salkımları yutan Amerika'nın anayasası küflendi, üzerinden neredeyse ikiyüz elli yıl geçti.
Türkiye'de 1921'deki Teşkilatı Esasiye'yi saymazsak 1924,1961 ve 1982 olmak üzere 3 anayasa yapıldı ve artık bağırmamız gerekir ki ilk defa anayasamızın içinden bu anayasaya ilham veren milletin ismi,rüçhan hakkı ve zilyetlik iddiası çıkarılacak gözüküyor.
Türk milletinin hakim millet ideolojisinin karınca kararınca yer aldığı 1982 anayasası cunta düzenlemesi diye elden çıkarılıyor.Türk kelimesinden rahatsız olan Akp ve yandaş medya cuntayı bahane ederek sivil bir cuntanın yolunu açan tuzakları milletin önüne çıkarıyor.
Doğrudur,bu anayasa cuntanın vesayetinde yapılmıştır.Kişi hak ve özgürlükleri konusunda kamu yetkilerini arttıran,özel alanı töhmet altına alan bir anayasadır.Ama eğri oturup doğru konuşalım;Türkiye'de kişi hak ve özgürlükleri bölücü çevreler ve gayri milli odaklar tarafından istismar edilmemişmidir?Türkiye'yi bölmek ve Türk devletini Amerika yahut AB yolunda aparatçik devlet haline getirmek isyeyenler 1982 Anayasasına öteden beri karşı değilmidirler?!
Kimse kimseyi kandırmasın.
1982 Anayasasının değişmesini isteyenlerin esas hedefi bu anayasadaki Türklük vurgusudur.301.maddenin kaldırılması yolunda iç ve dış odakların yıllarca nasıl mücadele verdiğini unuttuk mu?Akp'nin de istemediği yer işte burasıdır.Türksüz bir anayasa!
Mesele bu kadar açıkken,hangi ülkücü geçmişte çekilen sıkıntıları öne sürerek referanduma " evet " diyebilir?Bu Anayasa cunta gölgesinde yapılmış olabilir,bu anayasa değiştirilmeli ve daha milli bir anayasa oluşturulabilir.Ancak Anayasanın milli olmasını Akp'mi sağlayacak?Akp daha milli bir anayasa oluşturacak ise 301.ncu maddenin kaldırılması yolunda Orhan Pamuk'lara,"hepimiz ermeniyiz " lobisine niye selam çakıp durdu?!
Türkiye bir yol ayrımındadır.
Özellikle biz ülkücülere çok önemli bir görev düşmektedir.
Tereddüte mahal vermeden Anayasa değişikliği konulu bu referanduma " Hayır " yolunda güçlü bir kamuoyu oluşturmayı başarmalıyız.
Bugünlerde ortaya çıkan fitne tezgahlarını çözme yolunda daha dikkatli olunmalı ve Türklük hassasiyetinden uzak cemaat ülkücülüğü yaratmak isteyenlere dikkat etmeliyiz.
Bu yolda sureti haktan görünenler,eski ülkücüler,sözde milliyetçiler bu mücadelenin MHP ‘siz Türk siyaseti projesinde önemli bir fırsat olduğunu görerek can havliyle orta yere sürülmektedirler.
Bunları tanımalıyız.
Kim kimdir bilmeliyiz.
12 Eylül cuntasının önünü açtığı Anap rejiminden beslenen,Anap'ın devamı olan Akp ile flörtleşmekten kaçınmayan bu siyaset madrabazlarının artık ülkücülükle hiçbir alakalarınını kalmadığını görmeli ve halkımıza ,milli kamuoyuna bu isimleri şikayet etmeliyiz.
12 Eylül mağduriyetinin iki sorumlusu var; birincisi Kenan Evren Cuntası ikincisi ,Anap sultası...Ülkücüleri hapis,sürgün darağacı ile sigaya çeken üniformalı sorumlulara unutmayacağımız gibi ceza yasalarına geçici maddeler ekleyerek ülkücülerin daha çok hapislerde kalmasına vesile olan sivil iktidarları unutmayacağız.Sonra " Türkeşsiz Türk milliyetçiliği Projesine " imza atanların aynı sivil iktidar olduğunu ve bugünkü Akp zihniyetinin o anlayışın uzantısı olduğunu da daima hatırlayacağız.
Aman hafıza kaybı geçirmeyelim.
Elimde hafıza kaybına karşı bir reçete var.
Adı, " Medyada Düşürülmüş Maskeler ! "
Tam da at izinin,it izine karıştığı bu ortamda bize " fikir feneri " olacak bir kitap!Yazarı Yıldıray Çiçek!
Yıldıray çiçek'i Ortadoğu gazetesindeki günlük köşe yazılarından tanıyoruz.Bir zamanlar Atsız için söylenmiş " Atlıyı atından indiren yazar " söylemini hak ediyor! Üslubu keyifli,dili sade ama içeriği zengin.Medyada köşe başlarını tutmuş,pek çoğu sağ çizgide yar alan,Ülkücüleri tarihten silmeye,MHP'yi Türk siyasetinde yok etmeye,Türksüz Milliyetçilik anlayışını öne çıkararak Cemaate yandaşlık yapmak suretiyle Türk Milletinin milli direniş kabiliyetini imha etmeye yönelik bütün kalemlerin maskesini bir bir düşürüyor.Yıldıray Çiçek,gerçek bir ülkücü;buyüzden düşmanına da mert;bel altından,sırttan vurmuyor.Kime ne diyor,kimi hangi noktada suçluyorsa referanslar kendi gövdelerinden veriliyor.Yani oklar kendi dallarına ait.kim ne yapmışsa,ne söylemişse Yıldıray çiçek tarafından bir ayna gibi yüzüne tutuluyor.Kitap tam bir medya labirenti.Bu kitabı okuduktan sonra hem önümüzdeki referandumda karşımıza çıkacak olan gayri milli fikrin sahiplerini daha bir tanıyacak hem de Türkiye'nin aydın sınıfı konusunda ne kadar da talihsiz bir ülke olduğuna hükmedeceksiniz.
Bu kitap çok önemli bir arşiv ödevini görüyor.
Bu gök kubbe altında hiçbir şey saklı kalmazmış.
Maskeler ne kadar cafcaflı da olsa düşürülebilirmiş.
Yıldıray çiçek,sureti haktan görünerek Türkiye'nin milli merkezinin yılmaz savunucuları olan ülkücüleri ve milli kamuoyunu kandırmaya çalışan maskelileri deşifre ediyor.
Türksüz Türkiye,idealinin sözde milliyetçilerini bize bir bir tanıtıyor.
Komünist,liberal,eski ülkücü,sözde islamcı,bölücü koalisyon Yıldıray Çiçek'in kitabından kendilerini saklamayı başaramamışlar.Yıldıray çiçek, tereddüt krizine girmemiz ve fikri imanımızın sarsılması için mücadele eden bu şebekeyi suçüstü yakalamış.
12 Eylül'den önce mutlaka Okuyun! |
|
| |
frmp16257/
1 pages
| Feth Suresi Arap alfabesindeki tüm harflerin toplandığı ayet feth suresi 29. ayet arap alfabesindeki tüm harflerin toplandığı tek ayetmiş. ayet şu şekilde:
مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَاناً سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْراً عَظِيماً
arapça okunuşu:
muhammedür rasulüllah vellezıne meahu eşiddaü alel küffari ruhamaü beynehüm terahüm rukkean süccedey yebteğune fadlem minellahi ve rıdvana sımahüm fı vücuhihim min eseris sücud zalike meselühüm fit tevrati ve meselühüm fil incıl ke zer'ın ahrace şat'ehu fe azerahu festağleza festeva ala sukıhı yu'cibüz zürraa li yeğıyza bihimül küffar veadellahüllezıne amenu ve amilus salihati minhüm mağfiratev ve ecran azıyma
anlamı:
muhammed, allah'ın resülüdür. onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. onların, rükû ve secde halinde, allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. işte bu, onların tevrat'ta ve incil'de anlatılan durumlarıdır: onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. allah kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. allah, içlerinden salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.
|
|
| |
frmp16260/
1 pages
| hz.muhammed (s.a.s)´in peygamberlikten önceki hayâtı " Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik".
(el-Enbiyâ Sûresi, 107)
l- HZ. MUHAMMED (S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ
1- DOĞUMU:
Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Hâşimoğulları Mahallesi"nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18)
Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:
"Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yâdetsinler..." cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir.(19) İslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)'nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran'da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O'nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.
2- SOYU (NESEBİ)
Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb'in kızı Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke'lidir.
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(21)
Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
"Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et ettim", buyurmuştur.(22)
Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.
"Allah, Hz İbrâhim'in oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir." (23)
Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem'den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır". (24)
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.(25)
3- HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA
Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi.(27)
Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme oldu.
Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.(28)
Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu "anacığım" diyerek karşılamış, altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.(29)
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti. İslâm târihçileri, bu esnada "şakk-ı sadr" (göğüs açma) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbûr kaldığını naklederler.(30)
4- MEDİNE ZİYÂRETİ
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O'nun şefkat ve ihtimâmı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabaları Neccâroğullarında bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı.(31) Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak
"Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek,
Ben de öleceğim, fakat buna gam yemem,
Namımı ebedi kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum..." anlamına bir şiir söyledi. Bu sözlerden sonra vefât etti.(32)
Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti.
Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı.(33/1)
Yıllar sonra, Hicret'in 6'ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı döktü.
Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım, buyurdu. (33/2)
BİR GECE
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü bir Öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrândı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî
Bir kerre, zuhûr ettiği çöl, en sapa yerdi.
Bir kerre de, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar.,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkına sarmıştı zemînin.
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.
Derken büyümüş, kırkına gelmişti ki Öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı O Mâsum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere rahmetti, evet, şer-i mübîni,
Şehbâlini, adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;
Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.
Medyûndur O mâsûm'a bütün bir beşeriyyet...
Yârab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.
Mehmed Âkif ERSOY
(18) Siyer ve İslâm Târihi müellifleri, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun Rebiülevvel ayında bir pazartesi günü sabaha karşı olduğunda genellikle ittifak etmişlerse de, ayın kaçıncı günü olduğu konusunda birleşememişlerdir.
Rasûlüllah (s.a.s.) 1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayıs 632 M. târihine rastlayan Pazartesi günü öğleden sonra vefât etmiştir. (Bkz. Tecrid Tercemesi,9/298 ve 11/5-6) Sahih hadislerde, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz'in 63 yaşında vefât ettiği belirtilmiştir (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298, Hadis No. 1442 ve 11/33, Hadis No.1671)
Rasûlüllah (s.a.s.)'in, Hz. Mâriye'den olan oğlu İbrâhim'in vefât ettiği gün, güneş tutulmuştu. (Bkz. Buhârî, 2/29-30; Tecrid Tercemesi, 3/428, Hadis No. 547) Mısır'lı Muhammed Felekî Paşa, yaptığı hesaplama ve araştırma sonucu, bu tutulma olayının, Milâdi 632 yılının 7 Ocak günü saat 8.30'a rastladığını tesbit etmiştir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtı, 1 Rebiülevvel 11 H/27 Mayıs 632 M. Pazartesi günü olduğuna göre, Muhammed Felekî Paşa bu tarihten 63 kameri yıl geri giderek, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun 9 Rebiülevvel/20 Nisan 571 veya 2 Rebiülevvel/13 Nisan 571 pazartesi olması gerektiği sonucuna varmıştır. (Bkz. Asr-ı Saadet 1/191).
(19) Peygamberimizin en meşhûr ve Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri; "Muhammed" ve "Ahmed"dir. Muhammed (s.a.s.) ismi Kur'ân-ı Kerîm'de 4 yerde (Âl-i İmrân Sûresi 144, Ahzâb Sûresi 40, Muhammed Sûresi 2 ve Fetih Sûresi 19); Ahmed ismi ise 1 yerde (Saf Sûresi, 6) geçmektedir.
Fetih Sûresinde bu ism-i şerif, ayrıca "Rasûlüllah" olarak vasıflanmıştır. Saf Sûresinin 6. âyetinde ise:
"Meryem oğlu İsâ: Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce indirilen Tevrât'ı tasdik edici, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygemberi de müjdeleyici olarak, Allah'ın size gönderilmiş bir peygemberiyim demişti..." buyrulmuştur.
Bu ayet-i celilede Hz. İsâ'nın, kendinden sonra "Ahmed" adında bir peygamberin geleceğini müjdelediği bildirilmektedir.
Bugün elimizde, Hz. İsâ'ya indirilen İncil'in orjinal nüshası bulunmayıp, ondan çok sonraki târihlerde kaleme alınmış muharref nüshalar bulunduğundan Hz. İsâ tarafından verilen bu müjdenin aslını bugünkü İncillerde aynen bulmak mümkün olmamaktadır. Ancak Yunanca'dan Türkçe'ye çevrilen Yuhanna İncili'nin 14. babı'nın 26 âyeti şöyledir:
"Baba'dan size göndereceğim "Tesellici", "Babadan çıkan hakikat Ruhu geldiği zaman benim için o şehâdet edecektir."
Burada geçen "Tesellici" kelimesi, İncilin Yunancasında "Faraklit" dir. İncil'in eski Arapça tercemelerinde bu kelime "Hammâd" veya "Hâmid" olarak terceme edilmiştir. Nitekim bir kısım Hıristiyan bilginleri de bu kelimeyi "Hammâd, yani çok hamd eden kimse olarak açıklamışlardır ki aşağı yukarı "Ahmed" anlamındadır.
İncil'deki "Faraklit" kelimesini "Tesellici" diye terceme etmiş de olsalar, Hz. İsâ ile Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında bilinen bir peygamber bulunmadığına ve günümüze kadar da zuhûr etmediğine göre, Hz. İsâ'nın gönderileceğini bildirdiği "Tesellici" veya "Faraklit" Rasûlüllah (s.a.s.) den başka kim olabilir? (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-293, Hadis No: 1439 ve izâhı.)
Buhârî'nin Cübeyr b. Mut'ım'den rivâyetine göre, Hz. Peygamber (s.a.s)'in eski kutsal kitaplarda, eski ümmetlerce bilinen üç adı daha vardır: Mâhi, Hâşir, Âkıb. Bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Bana âit beş yüce isim vardır. Ben Muhammed ve Ahmed'im. Ben Mâhi'yim, ki Allah benim (nübüvvetim)le küfrü izâle edecektir. Ben Hâşir'im ki (kıyamet gününde) insanlar benim ardımdan haşrolunacaklardır. Ben Âkib'im, Çünkü peygamberlerin sonuyum. (Buhârî 4/11;Tecrid Tercemesi, 9/291, Hadis No: 1439; Müslim, 4/1827, Hadis No: 2354. Rasûlüllah (s.a.s.)'in diğer isimleri için bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-294 ve 10/43)
(20) Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Adnân'a kadar kesintisiz bilinen nesebi sırasıyla şöyledir: Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim, Abdümenâf, Kusayy, Kilâb, Mürre, Kâab, Lüey, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, en-Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs, Mudar, Nizâr, Meadd, Adnân, (el-Buhârî, 4/238; İbn Hişâm, 1/1-2)
Annesinin nesebi de şöyledir: Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre... Görüldüğü üzere her iki tarafın nesebi Kilâb'da birleşmektedir. (İbn Hişam, 1/115)
(21) Aynî, Umdetü'l-Karî, 8/54; Tecrid Tercemesi, 10/43; Asr-ı Saâdet, 1/178-179
(22) El-Buhârî, 4/166; Tecrid Tercemesi, 9/316 (Hadis No: 1454) ve 10/44
(23) Müslim, 4/1782 ( Hadis No: 2276); Tirmizi, 5/583 (Hadis No: 3605); Tecrid Tercemesi 10/44
(24) Bkz. İbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2/255-256, Tecrid Tercemesi, 10/44;
Târih-i Din-i İslâm, 2/5
(25) Asr-ı Saâdet, 1/187
(26) Târih-i Din-i İslâm, 2/16
(27) İbnü'l-Esir, el-Kâmil, 1/459; İbn Sa'd, Tabakat 1/108
(28) İbnü'l-Esir, a.g.e., 1/460
(29) Mansur Ali Nâsıf, et-Tâc, 5/6, Kahire, 1382/ 1962 (Ebû Dâvud'dan)
(30) Bkz. İbn Hişâm, 1/174; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 461-462; Hamîdullah, İslâm Peygamberi 1/40
Rasûlüllah (s.a.s.)'in hayatında şakk-ı sadr olayı bir kaç defa olmuştur. İlki, süt annesi Halîme'nin yanında iken meydana gelmiştir. Melekler, göğsünü açıp, "işte şeytanın sendeki nasibi" diyerek bir pıhtı çıkarıp atmışlardır. (Müslim, 1/147 K. İmân B. 74, Hadis No: 261). İlk vahyin gelişinden önce de, vahyin ağırlığına dayanabilmisi için, şakk-ı sadr olayının tekrarlandığı rivâyet edilmiştir. Mirâc mucize'sinden önce de Cebrâil (a.s.) Rasûlüllah (s.a.s.)'in göğsünü açıp "zemzem suyu" ile yıkadıktan sonra imân ve hikmet doldurmuştur. (Tecrid Tercemesi, 2/227, Hadis No: 227 ve izâhı)
(31) İbn Hişâm, 1/177; Tecrid Tercemesi, 4/699
(32) Târih-i Din-i İslâm, 2/23; Tecrid Tercemesi, 2/699
(33/1) Abdülmuttalib'in çeşitli zevcelerinden 10 oğlu ve 6 kızı vardı. Bunlar içinde Hz. Ali'nin babası Ebû Tâlib ile Peygamberimiz (s.a.s)'in babası Abdullah ana baba bir kardeşti. (Asr-ı Saâdet 1/ 197; Târihi-i Din-i İslâm, 2/27)
Oğulları: Abbâs, Hamza, Abdullah, Ebû Tâlib (asıl adı Abdimenâf) Zübeyr, Hâris, Hacl, Mukavvim, Dırar, Ebû Leheb (asıl adı Abduluzza) dır. Kızları ise: Safiyye, Ümmü Hakim el- Beyda, Âtike, Ümeyme, Eravâ, Berre. (İbn Hişâm, 1/113)
(33/2) İbn Sa'd, et-Tabakat, 1/116-117; Tecrid Tercemesi, 4/683
Kelime Açıklamaları:
Hasrân: Sapıklık, aldanma-Mamûre-i dünya: Dünyada insanların yaşadığı yerler, kalkınmış ülkeler-Beter: daha kötü-Beşer: İnsan cinsi, bütün insanlar-Dişsiz: (burada) güçsüz, zayıf, kimsesiz-Fevza: Kargaşa, anarşi-Âfak: Ufuklar-Ufuk: Uzaklara bakıldığında yeryüzünün gökyüzüyle birleşmiş gibi görünen yeri-Zemin: Yeryüzü. Şark: Doğu ülkeleri-Tefrika: Fikir ayrılığı-Nefha: Üfürme-Mâsûm: Günahsız-Hamle: Atılma, saldırma-Kayser: Bizans imparatorlarına verilen ünvan-Kisrâ: İran hükümdarlarına verilen ünvan-Acz: Güçsüzlük- Zevâl: Yok olma-Şer'i mübin: İslâm dini-Şehbal: kanat, kanattaki uzun tüyler-Adl: adalet-Medyûn: Borçlu-Beşeriyyet: İnsanlık-Mahşer: Kıyâmette insanların toplanacağı yer-Haşretmek: Kıyâmet günü insanları dirildikten sonra mahşerde toplamak. |
|
| |
frmp16263/
1 pages
| osmanlı imparatorluğu Anadolu(Türkiye) Selçuklularının 1308 yılında ortadan kalkmasıyla beraber, özellikle Batı Anadolu'daki beylikler arasında, Türk birliğini yeniden tesis etmeyi amaçlayan mücadeleler kızışmış idi. İşte bu mücadelelerin neticesinde Anadolu'da Osmanoğullarının yıldızı parlayacak ve altı yüz yılı aşan muhteşem bir Türk devletine tarih tanıklık edecektir. Osmanoğullarının Menşe'i: Tarihi kaynaklara göre Osmanlı devletini kuranlar, Oğuzların 24 boyundan biri olan Kayı boyuna mensuptur. Oğuz an'anesine göre Kayılar, sağ kolda yer alan Boz-okların Günhan kolunun en büyük boyudur. Dolayısıyla Oğuz teşkilât yapısında Kayılar, hakim unsurdur. Bundan dolayı Dede Korkut'ta "hâkimiyet bir gün Kayı'ya değe; bu dediğim Osman neslidir" denilerek Osmanoğullarının hâkimiyeti meşrulaştırılır.
Kayılar, Malazgirt Savaşı'nın hemen akabinde Anadolu'ya gelen Oğuz boylarındandır. Dolayısıyla onların Anadolu coğrafyası içerisinde yurt tutmaya yönelik göç hareketleri hem Anadolu'nun Türkleşmesi hem de Türkiye tarihinin şekillenmesi bakımından oldukça önemlidir. Tarihî kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türkmen gaza ve cihat maksadıyla önce Erzurum ve Erzincan'a, ardından da Artuklu sahasında yer alan Güneydoğu Anadolu'ya yönelmişlerdi. Kayı boyunun beyi Süleyman Şah, Halep'e giderken Fırat'ta boğulmuş ve "Türk Mezarı" da denilen Caber Kalesi'nde defnedilmiştir. Beylerini kaybeden "göçer evli"lerin bir kısmı, bugünkü Urfa-Viranşehir ve Mardin-Derik kazaları arasında bulunan Beriyye'ye gitmiş bir kısmı ise Anadolu'ya dağılmıştır. Bu sahalar, Kayı boyuna mensup Karakeçililer'in günümüzde de yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdir.
Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer evli ile bölgeyi terk eden Ertuğrul Gazi önce Pasin Ovası'na, Sürmeliçukuru'na varıp bir müddet burada kalmış, sonra Selçuklu Hükümdarı Sultan Alaaddin'in çağrısı üzerine Adıyaman ve ardından Ankara civarına gelmiştir. Yaklaşan Moğol tehlikesi ve uçları basan Bizans'a karşı yardımını gördüğü Ertuğrul Gazi liderliğindeki Kayıları Ankara civarındaki Karacadağ'a konduran Sultan Alaaddin, Rumlara karşı Sultanönü (Eskişehir)'nde kazanılan zaferde, ordusunun akıncılığını üstlenen Ertuğrul Gazi'ye Söğüt, Domaniç ve Ermeni Beli'ni yaylak ve kışlak olarak tahsis etmiştir. Ertuğrul Gazi'nin vefatı üzerine (1281 veya 1288), küçük oğlu Osman Bey, Kayıların başına geçmiştir. |
|
| |
frmp17001/
1 pages
|
| |
frmp17355/
1 pages
|
| |
frmp17375/
1 pages
|
| |
frmp17383/
1 pages
|
| |
frmp17528/
1 pages
|
| |
frmp17529/
1 pages
|
| |
frmp17623/
1 pages
|
| |
frmp17680/
1 pages
|
| |
frmp17688/
1 pages
|
| |
frmp17724/
1 pages
|
| |
frmp17732/
1 pages
|
| |
frmp17756/
1 pages
| Düşler Ülke'si Dağıstan Düşler ve mitler bölgesi Kafkasya'da yer alan Dağıstan, adına yaraşır dağlık, tepelik arazisi ve bu araziyi nakış nakış işleyen irili ufaklı sayısız ırmağı ile dünyanın en ilginç ülkelerindendir. Yüzyıllar boyunca stratejik öneminden dolayı bir çok devletin işgaline uğramış olmasına rağmen bölgede tarihsel olarak Albanya'dan başka devlet kurulmamıştır. Ancak 1918'deki Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ve 1921 yılındaki Dağıstan Sovyet Sosyalist Muhtar Cumhuriyeti ile başlayan süreç sonunda müstakil bir devlet olma şansını elde etmiştir. Her iki siyasi oluşumda da kalkınma konusunda gerekli performansı gösteremeyen Dağıstan, 1990'lı yıllardaki siyasal çözülme sonrasında bu şansı bir kez daha ele geçirmiştir. Bu fırsatı iyi değerlendirmek isteyen iktidar, muhalefet ve toplum el ele vererek Dağıstan'da kalkınma noktasında büyük bir seferberlik başlatmıştır. Bu çabalar 1996 yılıyla birlikte etkisini göstermiş ve ülkede ekonomik ve siyasal bir çok olumlu gelişme görülmeye başlanmıştır.
Dağıstan, "dağlar ülkesi" anlamına gelmektedir. Ülkenin adına yansıyan bu coğrafi yapı, 8 bin yıl öncesinde, halklar ve diller ülkesi Dağıstan'ın doğuşunu hazırlamıştır. Bu bölgedeki akraba milletler için tarihsel ve kültürel birlik bu kadar eskiye dayanır (1). Söz konusu birliğin temelinde bazı ortak özellikler yer almaktadır. Bunların içinde en önemlileri kültür, adet ve gelenek ile dindir (2). Tarihçilerin hemfikir oldukları husus, Dağıstan milletlerinin M.Ö. 6. yüzyılda Albanya Federasyonu içerisinde yaşadıklarıdır. Bu çerçevede Dağıstanlıların, yaklaşık 8 bin yıl önce Albanya Devleti'nin çatısı altında ortak bir dil ve kültüre sahip oldukları söylenebilir. Albanya, bu günkü siyasi coğrafya düşünülecek olursa, Azerbaycan'ın kuzeyini, Dağıstan'ı ve tartışmalı olarak Çeçenistan'ı içine almaktadır (3). M.Ö. binli yıllarda Albanya'nın yıkılması, bölge halklarının, özellikle dış etkiler tarafından sık sık işgali karşısında dağlara çekilip dış dünya ile ilişkilerini kesmelerine ve bir nevi izolasyon sonucunda, kendi bağımsız siyasal kurumlarını kurmalarına sebep olmuştur (4). Bu oluşumların doğal bir sonucu olarak, dillerin de yavaş yavaş birbirinden ayrılmaya başladığı ve sonuçta da bu günkü çeşitliliğin ortaya çıktığı ifade edilebilir
İslam'la tanışma
VI.Yüzyılda Hazarların hakimiyetine giren Dağıstan, VIII. Yüzyılla birlikte ve Araplar vasıtasıyla İslam'la tanışmıştır. Bu tanışına ile birlikte İslam'la, bu güne kadar süregelen bir etkileşim süreci başlamıştır. Arap akınlarıyla İslamiyet, Dağıstan'a güneyden girmiş ve Lakların başkenti olan Gazi Kumuk şehrini üs edinerek yayılmıştır. Bu yayılma 10. yüzyılda tamamlanmış ve küçük gruplar dışında tüm Dağıstan Müslümanlaşmıştır (7). Tarihi sürece bakıldığında bağımsız siyasi oluşumlar olarak ise; Gazi Kumuklar (Laklar), Avarlar, Kaytaklar, Tabasaranlar, Lezgiler ve daha sonra bölgeye yerleşen Kumuk, Nogay, Azeri ve Terekemeler gibi Türk toplulukları görülmektedir. Bu oluşumlar kendilerine has yapılanmaları ile Dağıstan'a özgü özellikler taşımaktadır. Hanlık, utsimilik, şamhallık gibi yapılanmalar feodal dönemin özelliklerini içermelerinin yanı sıra, Dağıstan'ın toplumsal yapısının da motiflerini taşımışlardır (8). Bu gün ise bu halklar, bazı küçük problemler dışında Dağıstan Cumhuriyeti çatısı altında kültürel varlıklarını bağımsız bir şekilde sürdürmektedir |
|
| |
frmp17798/
1 pages
| GİTTİ KINALI KUZULAR GİTTİ KINALI KUZULAR
Yok, oldular hiç yüzünden,
Gitti kınalı kuzular,
Tasmalı bir piç yüzünden,
Gitti kınalı kuzular.
Aleni göz göre, göre,
Al kanını sere, sere,
Yıkılasın Uludere,
Gitti kınalı kuzular.
Mayın döşemişler yola,
Gizlenmişler sağa, sola,
Patlıyorlar güle, güle,
Gitti kınalı kuzular.
Satıldılar üç- beş pula,
Savruldular sağa sola,
Satılmış kul oldu kula,
Gitti kınalı kuzular.
Kurmuş her tarafa tuzak,
Bunlar insanlıktan uzak,
Birleşip oyunu bozak,
Gitti kınalı kuzular.
Yoktur deme, bunun yolu,
Kırılsın kanadı kolu,
Kuzular Allah’ın kulu,
Gitti kınalı kuzular.
Sinmiş arkasına taşın,
Ortası mı deyip kaşın,
Ezmeliyiz çirkef başın,
Gitti kınalı kuzular.
Ey onun bunun köpeği,
Az mı geldi yal, kepeği?
Aha işte yol sapağı,
Gitti kınalı kuzular.
Onlar Ermeni piyonu,
Baba bilirler siyonu,
Yoktur vizyonu, misyonu,
Gitti kınalı kuzular.
Sözde kuracak devleti,
Bundandır bize savleti,
Bizim sandılar halveti
Gitti kınalı kuzular.
Oğuzsoylum özden yandı,
Canım tükeniyor sandı,
Keder, dert, çileye bandı,
Gitti kınalı kuzular.
Havlet ;Issız, tenha. |
|
| |
frmp17850/
1 pages
|
| |
frmp17869/
1 pages
|
| |
frmp17914/
1 pages
| Büyük Fikir Adamı Ziya Gökalp Dua'larla Yad Edildi BÜYÜK FİKİR ADAMI ZİYA GÖKALP DUA'LARLA ANILDI
Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanlığı tarafından, büyük fikir adamı, sosyolog Ziya Gökalp’ i bugün,(25-ekim-2011) kabri başında anıldı.
MHP İstanbul İl Başkanı Sayın Abdurrahman Başkan öncülüğünde gerçekleşen program, merhum Ziya Gökalp’in Çemberlitaş Türk Ocağı bahçesindeki kabri başında gerçekleşti.
Programa; MHP İstanbul İl Başkanı Sayın Abdurrahman Başkan, Milliyetçi Hareket Partisi MYK üyesi Sayın Hayrettin Nuhoğlu, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal, İl Divan Kurulu üyeleri, İlçe Başkanları,Yesevi Vakfı Başkanı Erdoğan Aslıyüce, Türk dünyasından Bahattin Furuncuoğlu,İstanbul Türk Eğitim sen.9.Nolu Şube Başkanı Enver Demir ve çok sayıda gönüldaşımız ve asenalar katıldı.
İlk konuşmayı Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Sayın Mustafa Erkal yaptı. Daha sonra,MHP İstanbul İl Başkanı Sayın Abdurrahman Başkan bir konuşma gerçekleştirdi. Program, konuşmalardan sonra okunan Kur’an-ı Kerim kıraati ile son buldu.
Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanı Sayın Abdurrahman Başkan’ Ölüm Yıldönümündeki anma programında şöyle konuştu :
“Kıymetli Dava Arkadaşlarım,
Aziz İstanbullu Hemşehrilerim,
Bu gün burada Türk Milliyetçiliği fikrinin kurucu liderlerinden Ziya Gökalp’ in ölüm yıl dönümünde, onun bizlere emanet ettiği yoldaki inancımızı ve kararlılığımızı vurgulamak ve aziz hatırasını yâd etmek üzere toplanmış bulunmaktayız.
MHP İstanbul İl Başkanlığı olarak, Türk Milliyetçiliği hareketine kanı ile canı ile alın teri ve fikri ile hizmet eden, sembolleşen dava büyüklerimizi hak ettiği şekilde anmak ve yeni nesillere tanıtmak en önemli vazifelerimizden biri olacaktır.
Necdet Sevinç, Recep Haşatlı ile başlayan bu gün Ziya Gökalp daha sonra Mehmet Akif Ersoy, Hüseyin Nihal Atsız, Seyyid Ahmet Arvasi ve diğer büyüklerimiz ile devam edecek olan faaliyetlerimiz bir vefa zinciri şeklinde bütün yıla yayılı olarak sürdürülecektir.
Bu gün huzurunda bulunduğumuz fikir ve dava adamı Ziya Gökalp; fikirleri ve hizmetleri ile ülkemizin kurtuluşunda ve Cumhuriyetimizin kuruluşunda emeği çok büyük olan zirve bir isimdir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Biyolojik babam Ali Rıza, fikir babam Ziya Gökalp’ tir” iltifatına mazhar olan Gökalp, Türk Milliyetçiliği fikrinin sosyolojik temellerini atan bir bilim adamı olarak kürsülerde bil fiil hizmetine ederken aynı zamanda bir eylem adamı olarak da büyük hizmetlerde bulunmuştur.
O, yanmış yıkılmış bir imparatorluk coğrafyasını düşünce temelinde inkişaf ettiren ve onu Türkiye Cumhuriyeti ‘ne dönüştüren bu uğurda kan ve can bedeli ödeyen idealist bir kuşağın mensubudur.
Büyük Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak teorisi ile dün ne kadar cari ise bu günde o kadar cari olan bir fikrin kurucusudur.
Gökalp, ülkesini işgal eden silahlı güçlerle olduğu kadar ülkesini işgal etmeye çalışan yabancı ve düşman fikirlerle de mücadele etmiştir. Materyalist felsefe karşısında İdealist felsefe cephesinde savaş veren Gökalp fikri üstünlüğü ile rakiplerini alt etmesini bilmiştir.
Bu çapta bir dava adamını hayatını ve mücadelesini üç beş cümle ile özetlemek onun hatırasını incitmek olur.
Bu sebeple onu ve mücadelesini yarın saat 19.00’da Akatlar Kültür Merkezinde düzenlediğimiz “Cumhuriyetin Kuruluş Felsefesi ve Ziya Gökalp” başlıklı konferans ile anlatmayı tercih ettik.
Bu konferansa hepiniz davetlisiniz.
Şimdi vakit dua etmek vaktidir.
Büyük Türkçü mütefekkir Ziya Gökalp’ e Allahtan rahmet diliyor. Şahsı ve mücadelesi önünde saygı ile eğiliyorum.
Sizleri sevgi ve saygı ile selamlıyorum.”Dedi..
MHP İstanbul Basın : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
|
| |
frmp17972/
1 pages
| HEPİMİZİN ATATÜRKÜ !!! CESUR YÜREKLİ ,MAĞRUR BİR BOZKURT !!! Bu yıl 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI Milletçe (!) yas ilan edildiği için kutlanmadı ...Hani ilk duyduğumda ''ne oluyoruz ?'' diye sordum kendime .Bu Cumhuriyet kurulduğundan beri ,hatta Cumhuriyetin kurucusunun en sağlıksız vakitlerinde dahi bilhakis kendisinin isteğiyle coşkuyla kutlanmıştı .Ya şimdi ? Yaklaşan her neydiki ,ayaksesleriyle Milletimi ürkütüvermişti ?
Ben her zamanki gibi AY YILDIZLI AL BAYRAĞIMI dosta düşmana karşı gururla asmıştım ...Öyle tek bayrakta benim içimdeki ateşi söndüremez diye evin her iki tarafına en büyüğünden asmıştım ....Ama yinede içimin burkulmasına mani olamamıştım maalesef !!!
Aklımı bunlarla yorarken düşünmeden edemedim ''yıllardır paylaşamadığımız (!) ATAMIZIN emanetinin birileri tarafından başkalarına peşkeş çekilmesine ,al aşağı edilmesine nasılda top yekün sessiz kalıvermiştik ''
CHP 'nin kurucumuzdur diyerek yıllardır sahiplenip (!) neredeyse ambargo koyduğu fakat son dönemde icraatları ve ettikleri kelamlarla kurucularına liderlerine işledikleri vicdan suçlarını düşündüm ...
''Atamız kesinlikle devrimciydi'' diye böbürlenen sol cenaptakilerin neredeyse devrim dedikleri olgudan anladıklarının son dönemdbir tv programında e neredeyse MEMLEKETİ BÖLMEKLE eşdeğer olduğunu düşündüm ,üzüldüm ....
Her alanda sözde toz konduramadığımız (!) ATAMIZ futbol takımlarınında çekişmelerinin en başlıca mevzusu olmaktanda kimbilir ne üzülmüştür yattığı yerinden ...Fenerbahçeliydi !!! hayır Galatasaraylıydı !!! yok yok diye sürüp gelen tartışmalarla sızlattık kemiklerini ...
Bizde MİLLİYETÇİ HAREKETİN temsilcileri olarak şu yada bu sebeple onun bunun tuzaklarına geldik ve kendi kendimizle ,kardeş kardeşe didişirken ona atılan çamur at izi kalsınlara mani olamadık ...O BİR BOZKURTTUR !!! dedik bitti gitti ...
Özellikle ŞU TARİKATÇILAR yok BİLMEM BU TARİKATÇILAR ,SÖZDE KOCA KOCA DİN ALİMLERİ (!) her vakit töbe haşa neredeyse dinsiz deme cürretini gösterdikleri bu TEK ADAMIN her vakit günahına girdiler ... Geçen Ümit ÖZDAĞ hocamın bir programını izlerken içim titredi .Ölüm döşeğindeki ATAMIN son kelamının üç defa ''saat kaç '' diye sorduktan sonra '' Vealeykümselam'' olduğunu gözlerim yaşlı seyrettim .Canını teslim ederken dahi dilinde ALLAH SELAMI olan bu kulunun hesabını elbetteki yüce makamında Rabbim soracaktır !
Bir konuşmasında İSTANBUL 3.BÖLGE MİLLET VEKİLİMİZ sayın Meral AKŞENER hocamın ders niteliğinde diye düşündüğüm paylaşımını aktarmak isterim .'' Bursada üç müslüman Türk kız öğrencinin yabancı bir kolejde okurken öğretmenlerinin misyoner faaliyetlerinden etkilenip hristiyan olduğunu duyan ATATÜRK ,hemen o gece çıkardığı kanunla bütün ecnebi kolajlerini kapattırıp yine aynı gece memleketteki bütün yabancı öğretmenleride sınırdışı etmiştir '' bu bir tarihi gerçekliktir ve DİNSİZ diye etiketlenmeye çalışılan birinin aslında ne olduğunun alenen bir ifadesidir ...
Sonuç olarak ister kabul edin ,ister etmeyin mezarında bile rahat huzur vermediğimiz CUMHURİYETİMİZİN TEK ADAMINA çok şeyler borçluyuz ....Yine yeni tertiblenen bir tezgahın daha hayal ürünü söylevi olan DİKTATÖRLÜK yakıştırmasıyla lekelenmeye çalışılan bu BÜYÜK ADAMA çok şeyler BORÇLUYUZ !!!
19 MAYIS 1919 'da Samsun'a çıktığında savaşlardan yorulmuş bitap düşmüş halkına UMUT aşılayan ,'' PAŞA ,PAŞA benim VATANIM şu benim tarlanın öbür ucudur .Ne zaman düşman oraya dayanırsa düşünürüm !!!'' diyen yorgun MİLLETİNE UMUT OLAN bu KOCA YÜREKLİ MAĞRUR BOZKURTA ,Hepimizin ATATÜRK'üne ÇOK ŞEYLER BORÇLUYUZ !!!
16.11.2011
|
|
| |
frmp17978/
1 pages
|
| |
frmp17981/
1 pages
|
| |
frmp18015/
1 pages
| MHP Kongresi Var, İman Sorgusu Değil - İsmail KANDEMİR Yapılacak olan, MHP kongresidir…
Bu kongrede; “Delegeler, gelecek oyunu kullanacak ve istediği kişiyi genel başkan seçecektir. Parti yönetiminde olmasını istediği insanlara da destek vererek, gelecekte MHP’yi yönetecek insanları belirleyecektir…”
Konunun anlaşılmayacak bir yanı olmayıp kadar, süreç açık ve basittir.
Gelelim “BAHÇELİ, ÜLKÜCÜLERİ TEHDİT ETMESİN” başlıklı bir yazıdaki üsluba…
Devlet Bahçeli’nin teşkilatlara gönderdiği genelgede dikkat çektiği birçok husus; küresel güçlerin MHP üzerinde oyunun arka planında yer alan, milli refleksi iğdiş etme operasyonunun devamında, kongreye de müdahil olunacağı ihtimali üzerinedir. Bahçeli, açıklamasında hiç kimsenin imanını sorgulamamıştır. Biat da istememiş ve Ülkücü iradeye tehlikeyi işaret etmiştir.
Bu tehlikeyi kabul etmeyen bir anlayış, milli değil; bilerek ya da bilmeyerek küresel emellere hizmet eden bir karanlık arayışıdır…
Yazı da yer alan muhalefete izin verilmediği, sosyal medyada liderin eleştirilmesine karşı çıkıldığı tespitinde eksik olan şudur: “Seçim sosyal medya ortamında, gerine gerine yorumlarla Bahçeli’ye küfürlerin sıralandığı ortamda sanal olarak değil; gerçek dünyada bir kongrenin yaşanacağıdır...
Anlaşılan şudur ki, propaganda konusunda bir yasak olmayacağı gibi, pekala mesnetsiz bir muhalif bir propaganda da yürütülmektedir.”
Başka ve tehlikeli bir yaklaşımda akılara zarar niteliktedir. Yazı da “Liderlerine biat edenler, Ülkücülerin yanlız ALLAH'a kul olduklarını ÖĞRENECEKLER...” ifadesi, Ülkücüleri imandan yoksunlukla itham ederken İslami bilgi eksikliğini de ortaya koymaktadır. Bilgi eksikliği ötesinde, tehlikeli ifadeler insanları kendi imanından da edebilir. Devlet Bahçeli’ye destek vermeyi, O’na kulluk etmek olarak tanımlayan sorunlu zihniyetin, Ülkücü terbiyeden mahrum olduğu ve dini cehaleti de apaçık ortadadır…
MHP’yi küfür ortamı ve Bahçeli’ye desteği putlaşma gibi tanımlama gayreti, MHP’ye ya da Türk milliyetçiliği duruşuna hizmet eden bir bakış açısı olamaz… Milletin kanaati ve asli varlık nedeni ile MHP, milli duruşun ve vatanın bölünmezliği fikrinin özdeşleştiği bir siyasi yapıdır. İdeolojik duruşu, küresel güçlerin ve işbirlikçilerinin rahatsız olduğu, hiçbir siyasinin göstermediği anti-emperyalist duruştur.
MHP ve Ülkücü hareket, Türk Milleti’nin yarınları açısından varlığına ihtiyaç duyulan, bugünümüzün olmazsa olmazıdır. Bu denli bir saldırganlıkla muhalefet anlayışı, kongreyi önemsemeyen, amacı lider seçimi değil, parti yönetiminin belirlenmesi olamayacak; MHP ve Ülkücüleri, kamuoyu önünde kirli gösterme gayreti olarak ifade edebilir…
Ülkücüler bu üslupta bir muhalefeti hak etmemektedir. Buradaki ifadelerin sahibi, derhal Ülkücülerden özür dilemeli ve Onların imanını sorgulamaktan vazgeçmelidir.
Ülkücüler, iman ipine sarılmış; Türk Milletine hizmeti isimleriyle özdeşleştirebilmiş kahramanlardır. Yeni yetme bir taifenin hakaretleri, onları rencide etmiştir. Buna vesile olanlar, bunu yapanlar kadar, Hak huzurunda vebal altına girmişlerdir.
Ortada bir parti kongresi var… Birileri de, dini imanı sorgular hale gelmiştir. Bu üslup Ülkücülere hiç te yabancı gelmemiştir. Son 10 yıldır, insanların hassasiyetlerini insafsızca kullananlar da, her Ülkücünün malumudur. Yazı da adres te malum olmuştur.
Son söz; “ÜLKÜCÜLER, HAREKETİNE HİZMETE DEVAM EDECEKTİR, SİZ DE NEREYE HİZMET ETTİĞİNİZİ AÇIKÇA İFADE EDEMESENİZ DE, ALLAH RIZASI İÇİN SUSUN BİR ZAHMET...”
İsmail KANDEMİR
İsmail Abimiz Çok Güzel Yazmış Kalemine ve Yüreğine Sağlık...
Kendini Bilmez Kime ve Neye Hizmet Ettikleri Belli Olmayan Kişilerin Çıkıpta Yıllarca Varını Yoğunu Maddi veya Manevi Olsun Milliyetçi Hareket İçin Harcayıp Hastalığında ve Sağlığında Partim Diyipte Durmadan Didinen Çalışan Kişilerin İmanını Sorgulaması Çok Büyük Bir Yanılgıdır Bu Yaptığı Hatadan Bir An Önce Dönüp Bu Davaya Canlarıyla Bedenleriyle Yürekleriyle Hizmet Etmiş Değerli Büyüklerimizden Özür Dilemelidir...
Selam ve Dua İle... |
|
| |
frmp18021/
1 pages
|
| |
frmp18022/
1 pages
|
| |
frmp18023/
1 pages
| Hucurat 14. ayet ve alınacak çok önemli dersler. Kur’an ayetleri gerçekten çok düşündürücü ve ibret vericidir, elbette aklını kullanana, ibret alana. Çünkü Allah onlarca ayetinde, bizleri düşünmeye ve aklımızı kullanmaya yöneltmektedir.
Sizleri üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim ayet, Hucurat suresi 14. ayet olacaktır. Gerçekten bu ayet, Kur an ışığında düşünene, büyük dersler verdiği gibi, günümüzde yaptığımız yanlışlara da işaret etmektedir. Önce ayeti yazalım, daha sonra Kur’an ışığında, üzerinde birlikte düşünelim.
Hucurat 14: Bedeviler: "İman ettik." dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak 'Müslüman' olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah'a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
Yukarıda yazdığım ayette geçen, Bedevi Arapların Kur’an da geçen özelliğini de, önce sizlere hatırlatmak istiyorum. Bakın Tevbe suresi 97. ayetinde Rabbim, bu Araplardan nasıl söz ediyor.
Tevbe 97: Bedevi Araplar, küfür ve iki yüzlülükçe daha yaman ve Allah'ın, Elçisine indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamağa daha müsaittirler. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Çok dikkat çekici bir özelliklerinden bahsediliyor, Bedevi Arapların. Küfür ve iki yüzlülükte daha yaman olduğunu söyledikten sonra, daha da düşündürücü bir özelliklerinden bahsediyor. Elçisine indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamağa daha müsait olduklarını söylüyor.
İşte üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken asıl konu burası sanırım. Bedevi Araplar dikkat ediniz, Hucurat 14. ayette biz iman ettik demişlerdi. Yani onlarda bu dini kabul ettiklerini söylüyorlar. Ama inat ettikleri bir konu var. Oda Elçisine indirilen, KUR’AN ın sınırlarına itirazları var. Demek ki Kur’an ın çizdiği bir sınır var. Bu sınırı aşanı Allah gerçek iman etmiş saymıyor.
Bu sözleri birde günümüzde yaptığımız yanlışlarla, Allahın kitabının sınırlarını, kendi nefsimizce nasıl aştığımızı karşılaştırdığımızda, sanırım o devrin Bedevi Araplarına çok fazla söyleyecek söz dahi, belki de bulamayız.
Şimdi Hucurat suresi 14. ayeti, bu inanç doğrultusunda anlamaya çalışalım. Kur’an ın sınırlarını tanımak sözünden ne anlamalıyız? Önce bunu tespit etmeliyiz. Bedevi Araplar iman ettiklerini söylüyorlar, ama atalarından gelen birçok inançtan da vazgeçmek istemiyorlar bu anlaşılıyor.
Hatırlayınız bu ve buna benzer toplumların, Kur’an ı yeterli görmez ve atalarının inançlarından vazgeçmeyen tavırlarına karşılık Allah, bakın nasıl ayetler indirmişti.
Araf sur.185. ayet: Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O halde Kur'an'dan sonra hangi söze inanacaklar.
Ankebut 51: Karşılarında okunup duran bir kitabı, sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.
Hucurat suresi 14. ayetinde bedevi Araplar, inatla Kur’an ı yeterli görmedikleri gibi, onun sınırlarının dışına da çıkmayı istemekteydiler. Hâlbuki Allah birçok ayetinde elçisine, kullarıma Kur’an ile hükmet emrini vermiş, onun dışına çıkamayacağına dair birçok hükmü de indirmiştir. Onun içindir ki Allah, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diye, kesin hükmünü de vermiştir.
Allah Bedevi Arapların, iman ettik sözünü yeterli bulmuyor. Çünkü iman etmek, sözle değil kalple gönülden yapılması gerektiğini belirtiyor. Allah iman ettik sözünü yeterli görmeyip, Müslüman olduk yani boyun eğdik denmesini istiyor. İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken, bir başka noktada burası sanırım.
Peki, neye boyun eğilmesini istiyor Allah? Ya da Bedevi Arapların yaptığı yanlış neler de siz iman etmediniz diyor Rabbim? Bedevilerin Kur’an ın sınırlarını zorlayarak, onun dışına çıkması ne anlama geliyor? Sanırım ayetin anlatmak istediği önemli konuda burası.
İman ettik diyen Bedevi Araplar, ne yazık ki kendilerini yalnız Kur’an a verip, onun hükümlerine kendilerini teslim etmedikleri içindir ki, imanları kalplerine yerleşememiş ve onun nuruyla nurlanamamışlardı. Çünkü hakka batıl karıştırıyorlardı da ondan. Rahman siz iman ettik diyorsunuz, ama aslında iman etmediniz diyordu onlara.
Ayetin devamında; Eğer Allah'a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez diyerek, Allah ın resulüne indirdiği kitaba itaat edilmesini ve bu kitabın sınırlarını tanımalarını istiyor. Çünkü sınırları çizen, belirleyen yalnız Allah tır. Peygamberimizde yalnız Kur’an ı tebliğ edip, eskiden kalan atalarının hurafe inançlarından, onları vazgeçirmeye çalışıyordu. Direnmede bu konuda oluyor, onlara da inanmaya devam etmek istiyorlardı.
Bu ayet bizlerin günümüzde yaptığı, çok büyük yanlışların dikkatini çekiyor. Peygamberimiz devrinde, Kur’an ın sınırlarını zorlayanlara Rabbin ikazı neyse, bugünde Kur’an ın sınırlarını aşanlara, onun sınırlarını genişletip, ilaveler eklemeler yaparak, atalarının inançlarını ilave edip, bunlarda Allah katındandır diyenleri, dün Allah nasıl ikaz ediyorsa, bugünde aynı uyarıların geçerli olduğunu unutmamalıyız. İman ettim demekle olmadığını, gerçek iman edenin Kur’an ın sınırlarını aşmaması gerektiğini, Allah bizlere anlatıyor.
Dilerim Rabbimden, sözde iman ettik diyenlerden değil, Müslüman olduk dedikten sonra, Kur’an ın hükümlerini tebliğ alıp, boyun eğdik diyenlerden oluruz. Yine dilerim Kur’an ın sınırlarını bilen, onun sınırlarını zorlamayan, Rabbin halis kullarından oluruz.
Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK |
|
| |
frmp18024/
2 pages
| Bahri BAŞKAN Dualarla Uğurlandı. Bahri BAŞKAN Dualarla Uğurlandı
Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanı Abdurrahman Başkan’ın sevgili babaları Bahri Başkan, dualarla son yolcuğuna uğurlandı.
MHP İstanbul İl Başkanı Abdurrahman Başkan’ın sevgili babaları Cemal Bahri Başkan, 10 Aralık Cumartesi günü yatmakta olduğu hastanede, Hakk’kın rahmetine kavuştu.
Merhum Cemal Bahri Başkan’ın cenazesi, bugün öğle namazını müteakiben İstanbul Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Şişli Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
Son Yolculuğuna uğurladığımız sevgili Cemal Babamızın ardından göz yaşlarına Abdurrahman Başkan Ve ailesi hakim olamamıştı.Kolay olmayan bir son yolculuğa uğurlanıyordu babamız.
Sevdikleri ardından bakıyordu. Ateş düştüğü yeri yakar sözü,bu cenaze namazında da kendini göstermişti…
Merhum Cemal Bahri Babamızın Cenaze töreninde İl Başkanı Abdurrahman Başkan ve Başkan Ailesi, MHP Genel Merkez Yöneticileri, MHP Milletvekilleri, MYK Üyeleri, İstanbul İl Yönetimi,Eski MHP İl yönetimi, MHP İlçe Başkanları, İlçe yöneticileri, Belediye Başkanları,MHP İl Encümeni İskender Suriç,MHP İlçe Belediye meclis üyeleri, eski MHP İlçe Başkanları,Eski ülkü ocakları Başkanları,Eğitim, Basın ve İş dünyasından çok sayıda kişi katıldı.
Törene; MHP Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın,MHP Genel Muhasip Mevlüt Karakaya, MHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal, MHP Genel Sekreter Yardımcısı Abbas Bozyel, MHP İstanbul Milletvekili D.Ali Torlak, Atilla Kaya, Murat Başesgioğlu, Celal Adan, MYK üyeleri Hayrettin Nuhoğlu, Coşkun Yıldırım, Nusret Okumuş, Fazıl Özen, Ahmet Turgut, Mehmet Alp, MHP eski milletvekili Hasan Özdemir, MHP Tokat İl Başkanı Murat Polat katıldı.
MHP İstanbul İl Yönetimi de cenazede tam kadro hazır bulundu. İl Teşkilat Başkanı Gazi Arslan, İl Sekreteri Hasan Basri Pehlivan, İl Muhasibi Yiğit Emre Altun, İl Başkan Yardımcıları ; Mehmet Kılıç,Ahmet Güldiken,İmdat Yılmaz,Murat Kotra, Tuğba Turgan, Gürsel Aydınlı, Zeki Bulut, Metin Arı, Ahmet Yasin Sağlam, Bahattin Şengül, Fahri Yağlı, 2.Bölge Başkanı Mahmut Yalçın, 3.Bölge Başkanı Murat Türkmen, İl Yöneticileri ; Mehmet Tabak,Hakkı Özyurt,İrfan Durmuş, Recai Alp, Osman Çelik, Alper Adanalı, Mehmet Saatçi, Muhammed Emin Özkurt, Oğuzhan Karaman, Fahrettin Taşkın, Elif Gonca Akdeniz, Pelin Nevruz, Füsun Kayan Ardaman, Muharrem Çelik, Ali Derindağ,Şerafettin Baydaroğlu,Cüneyt Mengü, Settar Kalkan,Metin Arı, Ümit Beyaz, Metin Dursun Sümeraka, Abdülaziz Aydoğdu İlçe Başkanları ile yönetimleri Eski MHP MYK Üyeleri ve çok sayıda MHP’li gönüldaşımız cenaze törenine katıldı.
Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Gökmen Kantar, Teşkilat Başkanı Yavuz Tellioğlu, Bölge Başkanları,yücel Kurum,Gökhan Yiğit, İl yöneticileri,İlçe Ocak Başkanları Ülkücü İşçiler İl Başkanı Mehmet Duran ile yönetimi ve çok sayıda Ülkücü cenaze töreninde yerini aldı.
Eski milletvekili adayları; Azmi Karamahmutoğlu,Doğan Avcı, Vedat Bayram, Arif Köroğlu,Bahattin Furuncuoğlu,Muharrem Yıldız,Hami Arıcı, eski Milli Futbolcu ve milletvekili adayı Saffet Sancaklı’da törendeydi.
Basın ve Eğitim dünyasından; törene katılanlar arasında; MHP Genel Başkanı Lider Devlet Bahçeli’nin özel kaleminden M.Bilal Aydın, Gazeteci- Yazar Yıldıray Çiçek, Bengütürk TV Genel Yayın Yönetmeni Murat İde, Tivder Genel Başkanı Selahattin Sarı,Yeniçağ Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ahmet Çelik, Ortadoğu Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Müftüoğlu,Sanatçı Atilla Yılmaz, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Mustafa Erkal,Türk Sağlık Sen 1.Nolu Şube Başkanı Hacı Düzgün, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Başkanı Erdoğan Aslıyüce’de törene katılanlar arasındaydı.
Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün de katıldığı törene birçok İstanbullu da iştirak etti.
Öğle namazına Müteakip Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazı Zincirlikuyu Mezarlığı’nda yapılan defin işlemi ve taziyelerin alınmasıyla beraber son buldu. Daha sonra MHP İstanbul İl Başkanlığı’nın 4.Levent’te ki binasına geçildi ve taziye ziyaretine gelen misafirlere helva ikram edildi.
Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanlığı olarak,İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkanlığı olarak,Merhum Cemal Bahri Başkan’a Yüce Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Mekânı Cennet olsun.
Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i) veneblûkum bi-şşerri velḣayri fitne(ten) ve-ileynâ turce’ûn(e)
Her can ölümü tadacaktır; ne var ki, iyi ve kötü karşı karşıya getirerek sınıyoruz sizi; ve sonunda hepiniz Bize döneceksiniz.
Cenab-ı Rabbül alemin bizleri hayırlı amellerle Rabbimizin huzuruna çıkmayı nasip eylesin..
Başta İstanbul MHP İl Başkanımız Abdurrahman Başkan’a ve Acılı ailesine tekrar tekrar başsağlığı dileriz..
Haber : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
| Bahri BAŞKAN Dualarla Uğurlandı. Bahri BAŞKAN Dualarla Uğurlandı
Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanı Abdurrahman Başkan’ın sevgili babaları Bahri Başkan, dualarla son yolcuğuna uğurlandı.
MHP İstanbul İl Başkanı Abdurrahman Başkan’ın sevgili babaları Cemal Bahri Başkan, 10 Aralık Cumartesi günü yatmakta olduğu hastanede, Hakk’kın rahmetine kavuştu.
Merhum Cemal Bahri Başkan’ın cenazesi, bugün öğle namazını müteakiben İstanbul Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Şişli Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
Son Yolculuğuna uğurladığımız sevgili Cemal Babamızın ardından göz yaşlarına Abdurrahman Başkan Ve ailesi hakim olamamıştı.Kolay olmayan bir son yolculuğa uğurlanıyordu babamız.
Sevdikleri ardından bakıyordu. Ateş düştüğü yeri yakar sözü,bu cenaze namazında da kendini göstermişti…
Merhum Cemal Bahri Babamızın Cenaze töreninde İl Başkanı Abdurrahman Başkan ve Başkan Ailesi, MHP Genel Merkez Yöneticileri, MHP Milletvekilleri, MYK Üyeleri, İstanbul İl Yönetimi,Eski MHP İl yönetimi, MHP İlçe Başkanları, İlçe yöneticileri, Belediye Başkanları,MHP İl Encümeni İskender Suriç,MHP İlçe Belediye meclis üyeleri, eski MHP İlçe Başkanları,Eski ülkü ocakları Başkanları,Eğitim, Basın ve İş dünyasından çok sayıda kişi katıldı.
Törene; MHP Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın,MHP Genel Muhasip Mevlüt Karakaya, MHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal, MHP Genel Sekreter Yardımcısı Abbas Bozyel, MHP İstanbul Milletvekili D.Ali Torlak, Atilla Kaya, Murat Başesgioğlu, Celal Adan, MYK üyeleri Hayrettin Nuhoğlu, Coşkun Yıldırım, Nusret Okumuş, Fazıl Özen, Ahmet Turgut, Mehmet Alp, MHP eski milletvekili Hasan Özdemir, MHP Tokat İl Başkanı Murat Polat katıldı.
MHP İstanbul İl Yönetimi de cenazede tam kadro hazır bulundu. İl Teşkilat Başkanı Gazi Arslan, İl Sekreteri Hasan Basri Pehlivan, İl Muhasibi Yiğit Emre Altun, İl Başkan Yardımcıları ; Mehmet Kılıç,Ahmet Güldiken,İmdat Yılmaz,Murat Kotra, Tuğba Turgan, Gürsel Aydınlı, Zeki Bulut, Metin Arı, Ahmet Yasin Sağlam, Bahattin Şengül, Fahri Yağlı, 2.Bölge Başkanı Mahmut Yalçın, 3.Bölge Başkanı Murat Türkmen, İl Yöneticileri ; Mehmet Tabak,Hakkı Özyurt,İrfan Durmuş, Recai Alp, Osman Çelik, Alper Adanalı, Mehmet Saatçi, Muhammed Emin Özkurt, Oğuzhan Karaman, Fahrettin Taşkın, Elif Gonca Akdeniz, Pelin Nevruz, Füsun Kayan Ardaman, Muharrem Çelik, Ali Derindağ,Şerafettin Baydaroğlu,Cüneyt Mengü, Settar Kalkan,Metin Arı, Ümit Beyaz, Metin Dursun Sümeraka, Abdülaziz Aydoğdu İlçe Başkanları ile yönetimleri Eski MHP MYK Üyeleri ve çok sayıda MHP’li gönüldaşımız cenaze törenine katıldı.
Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Gökmen Kantar, Teşkilat Başkanı Yavuz Tellioğlu, Bölge Başkanları,yücel Kurum,Gökhan Yiğit, İl yöneticileri,İlçe Ocak Başkanları Ülkücü İşçiler İl Başkanı Mehmet Duran ile yönetimi ve çok sayıda Ülkücü cenaze töreninde yerini aldı.
Eski milletvekili adayları; Azmi Karamahmutoğlu,Doğan Avcı, Vedat Bayram, Arif Köroğlu,Bahattin Furuncuoğlu,Muharrem Yıldız,Hami Arıcı, eski Milli Futbolcu ve milletvekili adayı Saffet Sancaklı’da törendeydi.
Basın ve Eğitim dünyasından; törene katılanlar arasında; MHP Genel Başkanı Lider Devlet Bahçeli’nin özel kaleminden M.Bilal Aydın, Gazeteci- Yazar Yıldıray Çiçek, Bengütürk TV Genel Yayın Yönetmeni Murat İde, Tivder Genel Başkanı Selahattin Sarı,Yeniçağ Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ahmet Çelik, Ortadoğu Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Müftüoğlu,Sanatçı Atilla Yılmaz, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Mustafa Erkal,Türk Sağlık Sen 1.Nolu Şube Başkanı Hacı Düzgün, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Başkanı Erdoğan Aslıyüce’de törene katılanlar arasındaydı.
Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün de katıldığı törene birçok İstanbullu da iştirak etti.
Öğle namazına Müteakip Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazı Zincirlikuyu Mezarlığı’nda yapılan defin işlemi ve taziyelerin alınmasıyla beraber son buldu. Daha sonra MHP İstanbul İl Başkanlığı’nın 4.Levent’te ki binasına geçildi ve taziye ziyaretine gelen misafirlere helva ikram edildi.
Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanlığı olarak,İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkanlığı olarak,Merhum Cemal Bahri Başkan’a Yüce Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Mekânı Cennet olsun.
Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i) veneblûkum bi-şşerri velḣayri fitne(ten) ve-ileynâ turce’ûn(e)
Her can ölümü tadacaktır; ne var ki, iyi ve kötü karşı karşıya getirerek sınıyoruz sizi; ve sonunda hepiniz Bize döneceksiniz.
Cenab-ı Rabbül alemin bizleri hayırlı amellerle Rabbimizin huzuruna çıkmayı nasip eylesin..
Başta İstanbul MHP İl Başkanımız Abdurrahman Başkan’a ve Acılı ailesine tekrar tekrar başsağlığı dileriz..
Haber : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
|
| |
frmp18027/
1 pages
|
| |
frmp18028/
1 pages
| Türk Sağlık Sen.Genel Başkanı İstanbul'da Açıklama Yaptı Türk Sağlık Sendikası Genel Başkanı Önder Kahveci,İstanbul Halkalı'da Bulunan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir açıklama yaptı.
Vatandaşlarında hastahane Bahçesinde katıldığı eyleme Türk Sağlık sen.1.Nolu Şube ve diğer şube başkanlarıda iştirak etti.
Değerli Basın Mensupları,sayın kamu çalışanları ve sevgili vatandaşlar ;
Sağlık Bakanlığı teşkilat yapısını değiştiren 663 Sayılı Kararname ile sağlık alanında önemli
Düzenlemelere gidilmiştir. Sivil toplumun yok sayıldığı, çalışanların temsilcilerin fikirlerinin
Alınmadığı anti demokratik bir şekilde ben yaptım oldu mantığı ile hazırlanan bu kararname ile
Yabancı doktor ve hemşirelerin Türkiye’de çalışmasına imkan tanınmış, oluşturulan yeni kurullarda
Çalışanlar mağduriyetlerine neden olacak düzenlemeler hayata geçmiştir.
Kararname ile birlikte iktidarın 2007 yılından beri uygulamak istediği kamu hastane
Birlikleri de hayata geçirilmiş, hastanelerin işletme olma sürecine girilmiştir. Hastaneyi işletme
Yöneticiyi sözleşmeli, hastayı müşteri yapacak ve nitelikli sağlık hizmeti yerine kar zararın temel
Alınacağı bu sistemde ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumları Kamu Hastane Birlikleri adı
Altında tek bir çatıda toplanmıştır. Bir ildeBirlik kapsamı dışında sağlık kurumu bırakılmayacak,
Hastaneler (A), (B), (C), (D) ve (E) şeklinde gruplandırılacaktır.
Kamu Hastane Birlikleri ile birlikte, ücretlendirme sistemi de çalışma barışını zedeleyecek
Şekilde derin uçurumlar açılmıştır.
Üst düzey yöneticilerin maaşları yüksek tutulurken, sağlık çalışanları açısından adil bir
Ücretlendirme yapılmamıştır.
Ayrıca sağlık çalışanları açısından en önemli sıkıntılardan birisi döner sermaye
Ödemelerindeki adaletsiz dağılım iken, bu konu ile ilgili herhangi bir düzenlemeye yer
Verilmemiş, döner sermayelerin emekliliğe yansıtılması ile ilgili bir adım atılmamıştır.
Oysa ki, 400 bin sağlık çalışanının istediği en önemli düzenleme döner sermayelerin emekliliğe
Yansıtılmasıdır. Çünkü, adaletsiz döner sermaye sistemi çalışma hayatını sağlık çalışanlarına adeta
Zindan ederken, döner sermayelerin emekliliğe yansıtılmaması da sağlık çalışanlarına emekliliği
Zehir etmektedir.
Döner sermayelerin emekliliğe yansıtılmaması nedeniyle sağlık çalışanları emekli olduklarında
Gelirlerinin yüzde 50’den fazlasını kaybetmektedirler.
Sağlık çalışanları artık geçinememe korkusuyla ya emekli olmamakta, ya da emeklilikte de
Çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Bugün sağlık çalışanları için ememklilik yeni bir çile döneminin
adıdır. Tüm sağlık çalışanları emeklilik günlerini endişe ile beklemektedirler.
Onları bu endişeden kurtarmak, ememklilikte sıkıntı çekmelerinin önüne geçmek için yapılacak tek
Bir iş vardır. O da döner sermayelerin emekliliğe yansıtılmasıdır. Türk Sağlık-Sen olarak bu konudaüyoğun bir mücadele sürdürüyoruz. Son olarak Maliye Bakanlığı’na bu konuda 15 bin dilekçe teslim ederek talebimizi dile getirdik. Bugünde İstanbul’da bu talebimizi ifade ediyoruz. Döner sermayeleri emekliliğe yansıtın, sağlık çalışanlarını emeklilikle sıkıntılarından kurtarın diyoruz.
HABER VE RESİMLER : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
|
| |
frmp18029/
1 pages
|
| |
frmp18031/
2 pages
| Gökmen Kantar,Esenler,Zeytinburnu ve Fatih'de gençlerle İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Gökmen Kantar ve İl yönetimi İstanbul’un her bölgesini karış karış dolaşarak, Ocaklı gençlerle bir araya geliyor..
Geçen Ay İstanbul 1.Bölge de başlayan çalışmalar,İstanbul’un 2.Bölgesinde de hızla devam ediyor..
Bir çok faydalı çalışmalara imza atan İstanbul Ülkü Ocakları adeta zamanla yarışıyor gibi..
Eğitim,sosyal faaliyetler,siyaset okulu gibi bir çok faydalı çalışmalarda bulunun Ülkü Ocakları,her fırsattada Türk gençliğinle bir araya gelip hasbihal ediyorlar.
Bugün bizlerde ; Esenler, Zeytinburnu ve Fatih Ülkü Ocaklarına konuk oluyoruz..
Yesevi ruhu ile bizleri karşılayan gençler bizi saygıyla konuk ediyorlardı.
Ardından İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Gökmen Kantar’ın Ocaklı gençlerle sohbetlerine şahit oluyoruz..
Gayelerinin Allah Rızasını kazanmak,Türk İslam Ülküsü ile aydınlanmakta olan bu iman erleri gençler bizleride duygulandırdı..
Manevi iklimde Ocak çayları yudumlanırken, İl Ocak Başkanı Gökmen Kantar,Ocaklı gençlerle koyu bir sohbete daldığını gözlemliyoruz.
Gökmen Kantar yoğun katılımlı bu geniş sohbetlerde istekli ve pırıl pırıl genç Türk Milliyetçilerine Ülkücülük konusunda öğütler ve nasihatlerde bulunuyordu.
Ülkücülüğün ateşden gömlek misali hiçte kolay olmadığını sadece bir kelime veya tanımdan ibaret olmadığınında altını çiziyordu..
Gökmen Kantar, maneviyat ve bireysel ilkelerden taviz verilmeden çıkılan bu meşakketli yolun sabır ve şuurla devam edilip Allah rızası Peygamber şefaati ve Millet bekası için yılmadan yürünmesi gerektiğini belirtip Ülkü ve Ülkücülüğün ancak o zaman geçmiş ve geleneğine yaraşır bir biçimde temsil edileceğini belirtti.
Yaklaşık 4 saat süren bu ocak ziyaretleri,hızla devam edeceğini belirten İl Ocak Başkanı sayın Kantar,2023 Türkiye’sine emin ve vakur adımlarla yolumuza devem edeceğiz,dedi..
HABER : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
| Gökmen Kantar,Esenler,Zeytinburnu ve Fatih'de gençlerle İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Gökmen Kantar ve İl yönetimi İstanbul’un her bölgesini karış karış dolaşarak, Ocaklı gençlerle bir araya geliyor..
Geçen Ay İstanbul 1.Bölge de başlayan çalışmalar,İstanbul’un 2.Bölgesinde de hızla devam ediyor..
Bir çok faydalı çalışmalara imza atan İstanbul Ülkü Ocakları adeta zamanla yarışıyor gibi..
Eğitim,sosyal faaliyetler,siyaset okulu gibi bir çok faydalı çalışmalarda bulunun Ülkü Ocakları,her fırsattada Türk gençliğinle bir araya gelip hasbihal ediyorlar.
Bugün bizlerde ; Esenler, Zeytinburnu ve Fatih Ülkü Ocaklarına konuk oluyoruz..
Yesevi ruhu ile bizleri karşılayan gençler bizi saygıyla konuk ediyorlardı.
Ardından İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Gökmen Kantar’ın Ocaklı gençlerle sohbetlerine şahit oluyoruz..
Gayelerinin Allah Rızasını kazanmak,Türk İslam Ülküsü ile aydınlanmakta olan bu iman erleri gençler bizleride duygulandırdı..
Manevi iklimde Ocak çayları yudumlanırken, İl Ocak Başkanı Gökmen Kantar,Ocaklı gençlerle koyu bir sohbete daldığını gözlemliyoruz.
Gökmen Kantar yoğun katılımlı bu geniş sohbetlerde istekli ve pırıl pırıl genç Türk Milliyetçilerine Ülkücülük konusunda öğütler ve nasihatlerde bulunuyordu.
Ülkücülüğün ateşden gömlek misali hiçte kolay olmadığını sadece bir kelime veya tanımdan ibaret olmadığınında altını çiziyordu..
Gökmen Kantar, maneviyat ve bireysel ilkelerden taviz verilmeden çıkılan bu meşakketli yolun sabır ve şuurla devam edilip Allah rızası Peygamber şefaati ve Millet bekası için yılmadan yürünmesi gerektiğini belirtip Ülkü ve Ülkücülüğün ancak o zaman geçmiş ve geleneğine yaraşır bir biçimde temsil edileceğini belirtti.
Yaklaşık 4 saat süren bu ocak ziyaretleri,hızla devam edeceğini belirten İl Ocak Başkanı sayın Kantar,2023 Türkiye’sine emin ve vakur adımlarla yolumuza devem edeceğiz,dedi..
HABER : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
|
| |
frmp18032/
2 pages
| Bursa Ülkü Ocakları İlçe Ocakları Ziyaret Etti Bursa Ülkü Ocakları İlçe Ocakları Ziyaret Etti
Bursa Ülkü Ocakları Başkanı Fatih Günışık ve İl Ocak Yönetimi Mustafa Kemal Paşa Ocağı ziyaret edip bayrak değişimi nöbetinde bulundu.
İnegöl,Gemlik Ülkü Ocaklarını da gezen Fatih Günışık,ocak faaliyetleri hakkında bilgi alırken,hemde gençlerle sohbet ettiler..
Her fırsatta gençlerle bir araya gelen Ülkü Ocakları,Türk İslam Ülküsü ile yoğrulmuş,yesevi ocağı adlandırdığımız ocak gezilerimizi aralıksız sürdürüceğiz, dedi..
Bursa çalışmaları ve faaliyetlerine tam sayfa Bursa gazetelerinin yer verdiğini gözlemledik.
Bursa Ülkü Ocakları ve İlçe Ocaklarımıza çalışmalarında başarılar dileriz..
Haber : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
| Bursa Ülkü Ocakları İlçe Ocakları Ziyaret Etti Bursa Ülkü Ocakları İlçe Ocakları Ziyaret Etti
Bursa Ülkü Ocakları Başkanı Fatih Günışık ve İl Ocak Yönetimi Mustafa Kemal Paşa Ocağı ziyaret edip bayrak değişimi nöbetinde bulundu.
İnegöl,Gemlik Ülkü Ocaklarını da gezen Fatih Günışık,ocak faaliyetleri hakkında bilgi alırken,hemde gençlerle sohbet ettiler..
Her fırsatta gençlerle bir araya gelen Ülkü Ocakları,Türk İslam Ülküsü ile yoğrulmuş,yesevi ocağı adlandırdığımız ocak gezilerimizi aralıksız sürdürüceğiz, dedi..
Bursa çalışmaları ve faaliyetlerine tam sayfa Bursa gazetelerinin yer verdiğini gözlemledik.
Bursa Ülkü Ocakları ve İlçe Ocaklarımıza çalışmalarında başarılar dileriz..
Haber : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
|
| |
frmp18033/
2 pages
| Türk Sağlık Sen.Avrupa Yakası Ottoman’s Otel’de Toplandı Türk Sağlık Sen.Avrupa Yakası Ottoman’s Otel’de Bir Araya Geldiler
İstanbul Avrupa yakası Şubeleri ; 1.Nolu Şube Başkanı Hacı Düzgün,4.Nolu Şube Başkanı Kasım Koyun,5.Nolu Şube Başkanı Oğuz Toy,6.Nolu Şube Başkanı Mustafa Erkirişli,Üniversite Şube Başkanı Cemal Özçelik, İstanbul Fındıkzade’de bulunan Ottoman’s Life Otel de, Genel Merkezin katılımıyla tüm şube temsilciler toplantısı yapıldı.
Toplantı önce İstiklal Marşı ve Şehitlere saygı duruşu ile başladı.
İstanbul 1.nolu şube başkanı Hacı Düzgün; Sağlık çalışanların sorunları,döner sermaye ödemelerindeki adaletsizlikten ve kamu hastane birliklerinin getireceği belirsizlikten bahsetti.
Türk Sağlık Sen Genel Başkanı Önder KAHVECİ’de ; Kanun Hükmünde kararname hakkında görüşlerini dile getirdi.
Yabancı doktor ve hemşire çalıştırılmasının sakıncalarından bahseden Genel Başkan Önder Kahveci, Anayasa değişikliğinde ilk 3 madde’nin kesinlikle değiştirilemeyeceğinden söz etti.
Bakanlığın teşkilat yapısının tamamen değiştirileceğini,tüm şube müdür’lüklerinin boşa düşeceğini,yeni bir kadrolaşmanın bu hükümet tarafından yapılacağının altını çizdi..
Türk Sağlık Sen. Genel Başkan Yardımcısı İsmail Türk’de ; 663 ve 666 sayılı kanun hükmündeki kararname hakkındaki görüşlerini dile getirdi.
Okan Üniversitesi ile yapılan yüksek lisans protokol hakkında da Sayın Mustafa Yavuz bey,bazı açıklamalarda bulundu..
Türk Sağlık Sen. Genel Başkanı Önder Kahveci ; Kamu çalışanlarının da sorunlarını,sıkıntı ve temennilerini dinledikten sonra,toplantı dan yemeğe geçildi..
Haber : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
| Türk Sağlık Sen.Avrupa Yakası Ottoman’s Otel’de Toplandı Türk Sağlık Sen.Avrupa Yakası Ottoman’s Otel’de Bir Araya Geldiler
İstanbul Avrupa yakası Şubeleri ; 1.Nolu Şube Başkanı Hacı Düzgün,4.Nolu Şube Başkanı Kasım Koyun,5.Nolu Şube Başkanı Oğuz Toy,6.Nolu Şube Başkanı Mustafa Erkirişli,Üniversite Şube Başkanı Cemal Özçelik, İstanbul Fındıkzade’de bulunan Ottoman’s Life Otel de, Genel Merkezin katılımıyla tüm şube temsilciler toplantısı yapıldı.
Toplantı önce İstiklal Marşı ve Şehitlere saygı duruşu ile başladı.
İstanbul 1.nolu şube başkanı Hacı Düzgün; Sağlık çalışanların sorunları,döner sermaye ödemelerindeki adaletsizlikten ve kamu hastane birliklerinin getireceği belirsizlikten bahsetti.
Türk Sağlık Sen Genel Başkanı Önder KAHVECİ’de ; Kanun Hükmünde kararname hakkında görüşlerini dile getirdi.
Yabancı doktor ve hemşire çalıştırılmasının sakıncalarından bahseden Genel Başkan Önder Kahveci, Anayasa değişikliğinde ilk 3 madde’nin kesinlikle değiştirilemeyeceğinden söz etti.
Bakanlığın teşkilat yapısının tamamen değiştirileceğini,tüm şube müdür’lüklerinin boşa düşeceğini,yeni bir kadrolaşmanın bu hükümet tarafından yapılacağının altını çizdi..
Türk Sağlık Sen. Genel Başkan Yardımcısı İsmail Türk’de ; 663 ve 666 sayılı kanun hükmündeki kararname hakkındaki görüşlerini dile getirdi.
Okan Üniversitesi ile yapılan yüksek lisans protokol hakkında da Sayın Mustafa Yavuz bey,bazı açıklamalarda bulundu..
Türk Sağlık Sen. Genel Başkanı Önder Kahveci ; Kamu çalışanlarının da sorunlarını,sıkıntı ve temennilerini dinledikten sonra,toplantı dan yemeğe geçildi..
Haber : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
|
|
| |
frmp18034/
1 pages
| Şehit Murat Kılıç Unutmak mı ? 14/Aralık/2011 Günü ikindi namazı sonrası alel acele kabre doğru giderim.
Sevgili Murat ; Her zaman hatırlatırım dedim ama bu sene seni ülküdaşlarıma hatırlatmayacağım dedim ! Zira bende bir gün bu fani dünya'dan Gerçek Dünyaya yanınıza geleceğim.
Belki siz şehitler mertebesindesiniz ben değilim ama siz beni seyredebilirsiniz...Ben sizleri göremeyeceğim kaygısını duyacağım...
Dedim ya, Dünya telaşı,dünya koşuşturma keşmekeşindeyiz..
Bende bir gün yok olacağım.
Peki...
Seni ailen ve samimi arkadaşların unutmadığını biliyorum.
Hatta Annen Ev de KURAN bile okutturmuştur..
Yahu dedim ya,bu sene kimseyi aramayacağım diye..
Seni hatırlasınlar istedim..
Hep birileri tarafından hatırlatılmasınlar..
Umarım sana gelmişlerdir..
Murat Kılıç...
Yiğit Gardaşım Aslen Trabzon’lu olup Ailece İstanbul Hasköy de bir gecekonduda oturuyorlardı..Derya,Hülya adlı iki ablası ve Polat adında bir erkek kardeşi var…
Ülkü sevdalısı yiğit ve mert biri idi..
Yaşından çok sırtına bir yük almış, İstanbul sokaklarında bölücülük kol gezmekte,Türk Milliyetçileri birer birer şehit edilmekte iken,Eminiyet içine bile sızmışlarken o yaşından büyük duruşu ile yol almakta idi..
Bir gece Mecidiyeköy de duvarlara yazı yazılmakta iken kominist militanlarca kurşun yağmuruna tutulmuştu, o yara almamıştı.
Mecidiyeköy meydanına geldiğinde polis otosu ile karşılaştı. Silahını beline taktı ve ellerini havaya kaldırdı.Zira o Devlet in polis e silah sıkmayacak Bir ülkücü idi…Ama nerden bilebilirdiki, Onu meydan da yere yatırıp kahpece otomatik silahla taranacağını.Nerden bilebilirdi ki , O hain elin bir polder li polis olacağını…
14/Aralık/1978 günü polderli polislerce şehit edilerek Hakkın Rahmetine kavuşmuştur….16/Aralık/0978 günü de Defnedilmiştir.
Ruhun Şad olsun…
Ailesi tarafından halen aynı yerde aynı sokak ta bulunan ikametlerinde,
Şehadet gününde Mevlüt ü yapılıp Kuran okunmaktadır.
(Zindan arkası)Kabri Kulaksız aile kabristanındadır…
NOT: BEYOĞLU Bölgesi ülküdaşlarım, Bu abinizi unutmayın... |
|
| |
frmp18035/
2 pages
| TOKİ ELİYLE BAŞAKŞEHİRDE YAPILAN HAKSIZLIK ... ''Gariban vatandaşları yıllarca imar getireceğiz diye oyalayan melek yüzlü şeytanlar ,sonrasında devlet eliyle TORUNLAR GYO ' ya bu insanların arazilerini üç kuruşa peşkeş çekerken sanıyorum akılları dumura uğramıştı .''
Efendim yola çıkış gayemiz haklının her şekliyle yanında olabilmek dedik ve bu hafta BAŞAKŞEHİR 'in büyük (!) projesini sizler için irdeledik .
Son dönemde BAŞAKŞEHİR için getirisinin gözümüze gözümüze sokularak ,yağlandıra ballandıra anlatılmasından etkilendiğimiz ''MALL OF İSTANBUL '' projesine bir bakalım diyoruz ;
MALL OF İSTANBUL ! projesi eğer arsa sahiplerine haksızlık yapılmasaydı ve trafik sirkülasyonu hesaba katılarak yol çalışması yapılsaydı ilçemizin gözbebeği olabilirdi.
Bu proje 212 bin m2 arsa üzerine inşa ediliyor.Üzerinde konutlar ,ofisler,alış veriş merkezleri, eylence merkezleri daha neler istiyorsanız var ...
İnternet üzerinden şöyle bir baktımda cidden müthiş bir görüntü ,uzay üssünü andıran yapıların resimleri ...Yok yok kısaca bu projede (!) ...
Şimdi gelelim herrakenin terrakesine bu çılgın proje (!) 'nin inşa edilmek istendiği arazinin büyük bir kısmı kamuya aitken,önemli bir kısmı ise özel sektöre ait .
Vatandaşa ait olan kısmıyla alakalı ön çalışma 2008 'de başlıyor ... Nasıl etsek neler etsek diyen proje sahibi TORUNLAR GYO nasıl olduysa birden bire gariban vatandaşın önüne TOKİ 'yi dikiveriyor ...
Gariban vatandaşın arsaları daha o zamandan başlanılıyor toplanmaya daha o vakitlerden vatandaşın arsalarının üzerine TOKİ okul,cami,sosyal donatı şerhi koydurtarak ilk evvela YARGIYA gidebilme ve hak arama haklarını ellerinden alıyor hak sahiplerinin.
Yetmiyor tabi kamulaştırma yapacağız diye arsalarının ederlerinin çok daha aşağısında 300 TL 'den fiyat biçiliyor en nihayetinde ...Vatandaş şaşkın ; Bahçeşehir ve Beylikdüzü bölgesinde, TEM ve D100 otoyollarına bağlantılı bir noktada ve Atatürk Havaalanına 5 kilometre mesafede yer alan arsalarının ederi sadece ve sadece 300 TL miydi şimdi ?
Gariban vatandaşları yıllarca imar getireceğiz diye oyalayan melek yüzlü şeytanlar ,sonrasında devlet eliyle TORUNLAR GYO ' ya bu insanların arazilerini üç kuruşa peşkeş çekerken sanıyorum akılları dumura uğramıştı .
Kimse öksüzün yetimin ahını alarak trilyonları götürüp sonrasında silkelendiğinde piri pak olacağını sanmasın ...Yetimin hakkını Yaradan sorar ...Konuştuğum vatandaşlarımızdan duyduklarımı kısaca aktarırken sevindiğim şu oldu ...Onlarda çareyi dernekleşmekte buluyorlarmış .En azından dernek çatısı altında sivil toplum hareketi olabilir ve olay zaten şu anda yargıda olduğundan olay çok daha geniş bir ses getirebilir diyorum .Biz bu hususta ve iyinin,doğrunun yanında oluşumuzun sözünü veriyoruz .
Son olarak belirtmek istiyorum ; sen vatandaşının dini,insani hassasiyetlerini kullanıp haklarını savunacağının yeminini et ,sonrasındada ilçende olanlara gözlerini yum .
Yer BAŞAKŞEHİR ZİYA GÖKALP mah. HZ.EBU TALİP camii YIL 2011 başı, bld.başkanımız sayın Mevlüt UYSAL vatandaşın gözlerinin içine içine bakarak '' bu yıl bitmeden tüm arsalarınızın imarlarını vereceğiz '' diye söz verdi.
2012 'ye onbeş gün kaldı ...Ne dersiniz onbeş gün içinde bütün imar işlerini söz verdiği üzere verebilecekmi ? Yoksa yeni yeni MALL OF İSTANBUL 'lara hazırlıklımı olmalıyız ?
Bekleyip göreceğiz....
Başakşehir Times / Emine Arslan |
| TOKİ ELİYLE BAŞAKŞEHİRDE YAPILAN HAKSIZLIK ... ''Gariban vatandaşları yıllarca imar getireceğiz diye oyalayan melek yüzlü şeytanlar ,sonrasında devlet eliyle TORUNLAR GYO ' ya bu insanların arazilerini üç kuruşa peşkeş çekerken sanıyorum akılları dumura uğramıştı .''
Efendim yola çıkış gayemiz haklının her şekliyle yanında olabilmek dedik ve bu hafta BAŞAKŞEHİR 'in büyük (!) projesini sizler için irdeledik .
Son dönemde BAŞAKŞEHİR için getirisinin gözümüze gözümüze sokularak ,yağlandıra ballandıra anlatılmasından etkilendiğimiz ''MALL OF İSTANBUL '' projesine bir bakalım diyoruz ;
MALL OF İSTANBUL ! projesi eğer arsa sahiplerine haksızlık yapılmasaydı ve trafik sirkülasyonu hesaba katılarak yol çalışması yapılsaydı ilçemizin gözbebeği olabilirdi.
Bu proje 212 bin m2 arsa üzerine inşa ediliyor.Üzerinde konutlar ,ofisler,alış veriş merkezleri, eylence merkezleri daha neler istiyorsanız var ...
İnternet üzerinden şöyle bir baktımda cidden müthiş bir görüntü ,uzay üssünü andıran yapıların resimleri ...Yok yok kısaca bu projede (!) ...
Şimdi gelelim herrakenin terrakesine bu çılgın proje (!) 'nin inşa edilmek istendiği arazinin büyük bir kısmı kamuya aitken,önemli bir kısmı ise özel sektöre ait .
Vatandaşa ait olan kısmıyla alakalı ön çalışma 2008 'de başlıyor ... Nasıl etsek neler etsek diyen proje sahibi TORUNLAR GYO nasıl olduysa birden bire gariban vatandaşın önüne TOKİ 'yi dikiveriyor ...
Gariban vatandaşın arsaları daha o zamandan başlanılıyor toplanmaya daha o vakitlerden vatandaşın arsalarının üzerine TOKİ okul,cami,sosyal donatı şerhi koydurtarak ilk evvela YARGIYA gidebilme ve hak arama haklarını ellerinden alıyor hak sahiplerinin.
Yetmiyor tabi kamulaştırma yapacağız diye arsalarının ederlerinin çok daha aşağısında 300 TL 'den fiyat biçiliyor en nihayetinde ...Vatandaş şaşkın ; Bahçeşehir ve Beylikdüzü bölgesinde, TEM ve D100 otoyollarına bağlantılı bir noktada ve Atatürk Havaalanına 5 kilometre mesafede yer alan arsalarının ederi sadece ve sadece 300 TL miydi şimdi ?
Gariban vatandaşları yıllarca imar getireceğiz diye oyalayan melek yüzlü şeytanlar ,sonrasında devlet eliyle TORUNLAR GYO ' ya bu insanların arazilerini üç kuruşa peşkeş çekerken sanıyorum akılları dumura uğramıştı .
Kimse öksüzün yetimin ahını alarak trilyonları götürüp sonrasında silkelendiğinde piri pak olacağını sanmasın ...Yetimin hakkını Yaradan sorar ...Konuştuğum vatandaşlarımızdan duyduklarımı kısaca aktarırken sevindiğim şu oldu ...Onlarda çareyi dernekleşmekte buluyorlarmış .En azından dernek çatısı altında sivil toplum hareketi olabilir ve olay zaten şu anda yargıda olduğundan olay çok daha geniş bir ses getirebilir diyorum .Biz bu hususta ve iyinin,doğrunun yanında oluşumuzun sözünü veriyoruz .
Son olarak belirtmek istiyorum ; sen vatandaşının dini,insani hassasiyetlerini kullanıp haklarını savunacağının yeminini et ,sonrasındada ilçende olanlara gözlerini yum .
Yer BAŞAKŞEHİR ZİYA GÖKALP mah. HZ.EBU TALİP camii YIL 2011 başı, bld.başkanımız sayın Mevlüt UYSAL vatandaşın gözlerinin içine içine bakarak '' bu yıl bitmeden tüm arsalarınızın imarlarını vereceğiz '' diye söz verdi.
2012 'ye onbeş gün kaldı ...Ne dersiniz onbeş gün içinde bütün imar işlerini söz verdiği üzere verebilecekmi ? Yoksa yeni yeni MALL OF İSTANBUL 'lara hazırlıklımı olmalıyız ?
Bekleyip göreceğiz....
Başakşehir Times / Emine Arslan |
|
| |
frmp18036/
2 pages
| MHP Bağcılar Kahvaltı Verdi
Milliyetçi Hareket Partisi Bağcılar İlçe teşkilatı Tarafından Bağcılar Kültür Merkezinde
Bir kahvaltı verildi.
Verilen Kahvaltı Programına ; MHP Genel Başkan Yardımcısı Reşat Doğru,MHP Genel Sekreter Yardımcısı Abbas Bozyel,MHP KYK Üyeleri,MHP İl Sekreteri Hasan Basri Pehlivan,İl Başkan Yardımcıları,İl yöneticileri,MHP Gaziosmanpaşa,Esenler,Arnavutköy İlçe Başkanları,MHP Eski İl Yöneticileri,eski İlçe Başkanları,Bağcılar ülkü ocakları ve çok sayıda ülküdaşımız katıldı.
Sunuculuğu Mustafa Öcal’ın yaptığı kahvaltılı toplantının açılış konuşmasını İlçe Başkanı Ali Erdemir yaptı.
Reşat Doğru,Abbas Bozyel ve Hasan Basri Pehlivan’da günün önemi gelişen olaylar hakkında kısa bilgilendirme konuşması yaptılar..
Haber : Yusufiyeli Cengiz
Yusuf Ziya Arpacık,İhsan Zomp..
Mustafa Öcal..
|
| MHP Bağcılar Kahvaltı Verdi
Milliyetçi Hareket Partisi Bağcılar İlçe teşkilatı Tarafından Bağcılar Kültür Merkezinde
Bir kahvaltı verildi.
Verilen Kahvaltı Programına ; MHP Genel Başkan Yardımcısı Reşat Doğru,MHP Genel Sekreter Yardımcısı Abbas Bozyel,MHP KYK Üyeleri,MHP İl Sekreteri Hasan Basri Pehlivan,İl Başkan Yardımcıları,İl yöneticileri,MHP Gaziosmanpaşa,Esenler,Arnavutköy İlçe Başkanları,MHP Eski İl Yöneticileri,eski İlçe Başkanları,Bağcılar ülkü ocakları ve çok sayıda ülküdaşımız katıldı.
Sunuculuğu Mustafa Öcal’ın yaptığı kahvaltılı toplantının açılış konuşmasını İlçe Başkanı Ali Erdemir yaptı.
Reşat Doğru,Abbas Bozyel ve Hasan Basri Pehlivan’da günün önemi gelişen olaylar hakkında kısa bilgilendirme konuşması yaptılar..
Haber : Yusufiyeli Cengiz
Yusuf Ziya Arpacık,İhsan Zomp..
Mustafa Öcal..
|
|
| |
frmp18037/
2 pages
| Levent Baykay Dua’larla Yad Edildi 18 / Aralık / 2011 Pazar Günü İkindi Namazına Müteakip,Başta Merhum Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ, Levent BAYKAY ve Bütün ülkücü şehitlerimize Beşiktaş Barboros Yokuşunda bulunan Hamidiye Cami’inde Kuran-ı Kerim okundu..
MHP MYK Üyeleri ; Hayrettin Nuhoğlu,Coşkun Yıldırım,Nusret Okumuş,MHP İstanbul İl Teşkilat Başkanı Gazi Arslan,İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Gökmen Kantar,İl Teşkilat Başkanı Yavuz Tellioğlu,İl yönetimi,Beşiktaş ülkü ocakları,MHP Eski Aksaray Milletvekili Osman Ertuğrul, MHP Eski İl yöneticileri,eski İlçe başkanları yanı sıra,Yusufiyeliler ; Yusuf Ziya Arpacık,Memduh Yellice,İsmet Koçak,S.Sırrı Özdolap,Yusufiyeli Cengiz,Eski MYK üyesi Sami Coşkun,Yıldız Mezunları ile Yıldız da okuyan gönüldaşlarımız Mevlüd-ü şerife-ye katılıp dua ettiler..
Yapılan Dua’lar sonunda Cami bahçesinde Tüm Katılan gönüldaşlarımıza,Pilav ve aşure ikramı yapıldı..
Yıldız Teknik Üniversitesi’nin ilk şehidi Levent Baykay,34.yıl sebebi ile Türk Milliyetçileri Okul Önünde bulunan hamidiye Cami’inde yan yana gelip saf tutmuşlardı..
Sevgili gönüldaşlarım bakınız : Asr suresinde ne diyor, “Çağ dile gelsin! İnsanoğlu kesinlikle hüsrandadır, kesinlikle! Bu hüsrandan sadece iman edenler, iyilik, güzellik ve doğruluk için çalışanlar, hak ve adalet için omuz omuza verenler ve güçlüklere omuz omuza göğüs gerip acıları paylaşanlar kurtulmuştur.” (Asr; 1-3)
Bizzat kendi çağını yaşamayanlar hüsrandadır! Kendi çağı zulümler, kötülükler doluyken önceki veya sonraki çağlardan medet umanlar hüsrandadırlar! Bizzat kendi çağında, kendi zamanında, kendi ortamında iyilik, güzellik ve doğruluk için çalışmayanlar hüsrandadır!
Türk Milliyetçileri,Ülkücü gençlik mutlaka çağını yaşamalı,fikir,iman ve ülkü donanımlı olmalı..
Azim Sancar adlı şairimizde şöyle yazmıştı :
Yıldız yolu sana ölüm saçamaz
Deli gönlün vatan için duramaz
Kahpe kurşun seni candan vuramaz
Alsa da canını, ruhu alamaz.
Levent'im, kimse senin gibi olamaz
Önkuzu'm, Özmen'im, Ahmet Avlamaz
Birlikte kılsınlar seninle namaz
Dualarım versin hepinize haz.
Ey Azim düşün de yaşarken biraz
Şehitlere eyle Allah'tan niyaz
Yakışmaz artık sana bu kadar naz
Dünyada olsun son durağın hicaz.
19 / Aralık / 1977 Doğumlu olan Ülkücü şehidimiz Levent BAYKAY, İzmir’li olup İstanbul Yıldız Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde okuyor ve Beşiktaş’ta bulunan bir mühendislik bürosunda çalışıyordu. Olay günü, sabahleyin çalıştığı yere bir baskın düzenleyen kızıl komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edilmişti.. Cenazesi,Ülküdaşları tarafından memleketi olan İzmir’e yollanıp orda toprağa verildi. Şehadetinden sonra, hatırasını yaşatmak için, onu unutmayan arkadaşları,İstanbul Serencebey Yokuşu’nda bulunan bir öğrenci yurduna ismi vermişlerdi…
Bugün Halen Levent Baykay Yurdu genç ülkücüleri barındırıyor.
Haber ve Resimler : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
Hayrettin Nuhoğlu,İbrahim Ünal..
Yusuf Ziya Arpacık,İsmet Koçak..
|
| Levent Baykay Dua’larla Yad Edildi 18 / Aralık / 2011 Pazar Günü İkindi Namazına Müteakip,Başta Merhum Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ, Levent BAYKAY ve Bütün ülkücü şehitlerimize Beşiktaş Barboros Yokuşunda bulunan Hamidiye Cami’inde Kuran-ı Kerim okundu..
MHP MYK Üyeleri ; Hayrettin Nuhoğlu,Coşkun Yıldırım,Nusret Okumuş,MHP İstanbul İl Teşkilat Başkanı Gazi Arslan,İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Gökmen Kantar,İl Teşkilat Başkanı Yavuz Tellioğlu,İl yönetimi,Beşiktaş ülkü ocakları,MHP Eski Aksaray Milletvekili Osman Ertuğrul, MHP Eski İl yöneticileri,eski İlçe başkanları yanı sıra,Yusufiyeliler ; Yusuf Ziya Arpacık,Memduh Yellice,İsmet Koçak,S.Sırrı Özdolap,Yusufiyeli Cengiz,Eski MYK üyesi Sami Coşkun,Yıldız Mezunları ile Yıldız da okuyan gönüldaşlarımız Mevlüd-ü şerife-ye katılıp dua ettiler..
Yapılan Dua’lar sonunda Cami bahçesinde Tüm Katılan gönüldaşlarımıza,Pilav ve aşure ikramı yapıldı..
Yıldız Teknik Üniversitesi’nin ilk şehidi Levent Baykay,34.yıl sebebi ile Türk Milliyetçileri Okul Önünde bulunan hamidiye Cami’inde yan yana gelip saf tutmuşlardı..
Sevgili gönüldaşlarım bakınız : Asr suresinde ne diyor, “Çağ dile gelsin! İnsanoğlu kesinlikle hüsrandadır, kesinlikle! Bu hüsrandan sadece iman edenler, iyilik, güzellik ve doğruluk için çalışanlar, hak ve adalet için omuz omuza verenler ve güçlüklere omuz omuza göğüs gerip acıları paylaşanlar kurtulmuştur.” (Asr; 1-3)
Bizzat kendi çağını yaşamayanlar hüsrandadır! Kendi çağı zulümler, kötülükler doluyken önceki veya sonraki çağlardan medet umanlar hüsrandadırlar! Bizzat kendi çağında, kendi zamanında, kendi ortamında iyilik, güzellik ve doğruluk için çalışmayanlar hüsrandadır!
Türk Milliyetçileri,Ülkücü gençlik mutlaka çağını yaşamalı,fikir,iman ve ülkü donanımlı olmalı..
Azim Sancar adlı şairimizde şöyle yazmıştı :
Yıldız yolu sana ölüm saçamaz
Deli gönlün vatan için duramaz
Kahpe kurşun seni candan vuramaz
Alsa da canını, ruhu alamaz.
Levent'im, kimse senin gibi olamaz
Önkuzu'm, Özmen'im, Ahmet Avlamaz
Birlikte kılsınlar seninle namaz
Dualarım versin hepinize haz.
Ey Azim düşün de yaşarken biraz
Şehitlere eyle Allah'tan niyaz
Yakışmaz artık sana bu kadar naz
Dünyada olsun son durağın hicaz.
19 / Aralık / 1977 Doğumlu olan Ülkücü şehidimiz Levent BAYKAY, İzmir’li olup İstanbul Yıldız Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde okuyor ve Beşiktaş’ta bulunan bir mühendislik bürosunda çalışıyordu. Olay günü, sabahleyin çalıştığı yere bir baskın düzenleyen kızıl komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edilmişti.. Cenazesi,Ülküdaşları tarafından memleketi olan İzmir’e yollanıp orda toprağa verildi. Şehadetinden sonra, hatırasını yaşatmak için, onu unutmayan arkadaşları,İstanbul Serencebey Yokuşu’nda bulunan bir öğrenci yurduna ismi vermişlerdi…
Bugün Halen Levent Baykay Yurdu genç ülkücüleri barındırıyor.
Haber ve Resimler : Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ
Hayrettin Nuhoğlu,İbrahim Ünal..
Yusuf Ziya Arpacık,İsmet Koçak..
|
|
| |
frmp18039/
2 pages
|
| |
frmp4568/
1 pages
|
| |
frmp5558/
1 pages
|
| |
frmp8161/
1 pages
|
| |
haberoku10068/
1 pages
|
| |
haberoku10107/
1 pages
|
| |
haberoku10109/
1 pages
|
| |
haberoku10114/
1 pages
|
| |
haberoku10115/
1 pages
|
| |
haberoku10118/
1 pages
|
| |
haberoku10125/
1 pages
|
| |
haberoku10130/
1 pages
|
| |
haberoku10131/
1 pages
|
| |
haberoku10135/
1 pages
|
| |
haberoku10136/
1 pages
|
| |
haberoku10140/
1 pages
|
| |
haberoku10143/
1 pages
|
| |
haberoku10145/
1 pages
|
| |
haberoku10164/
1 pages
|
| |
haberoku10166/
1 pages
|
| |
haberoku10181/
1 pages
|
| |
haberoku10184/
1 pages
|
| |
haberoku10187/
1 pages
|
| |
haberoku10199/
1 pages
|
| |
haberoku10201/
1 pages
|
| |
haberoku10202/
1 pages
|
| |
haberoku10203/
1 pages
|
| |
haberoku10209/
1 pages
|
| |
haberoku10213/
1 pages
|
| |
haberoku10215/
1 pages
|
| |
haberoku10216/
2 pages
|
| |
haberoku10217/
2 pages
|
| |
haberoku10218/
2 pages
|
| |
haberoku10219/
3 pages
|
| |
haberoku10220/
3 pages
|
| |
haberoku10221/
3 pages
|
| |
haberoku10222/
3 pages
|
| |
haberoku10223/
3 pages
|
| |
haberoku10224/
3 pages
|
| |
haberoku10225/
3 pages
|
| |
haberoku10226/
4 pages
|
| |
haberoku10227/
3 pages
|
| |
haberoku10228/
4 pages
|
| |
haberoku10229/
4 pages
|
| |
haberoku10230/
3 pages
|
| |
haberoku10231/
3 pages
|
| |
haberoku10232/
4 pages
|
| |
haberoku10233/
4 pages
|
| |
haberoku6917/
1 pages
|
| |
haberoku6933/
1 pages
|
| |
haberoku7513/
1 pages
|
| |
haberoku7588/
1 pages
|
| |
haberoku9691/
1 pages
|
| |
haberoku9694/
1 pages
|
| |
haberoku9780/
1 pages
|
| |
haberoku9790/
1 pages
|
| |
haberoku9817/
1 pages
|
| |
haberoku9828/
1 pages
|
| |
haberoku9836/
1 pages
|
| |
haberoku9838/
1 pages
|
| |
haberoku9864/
1 pages
|
| |
haberoku9879/
1 pages
|
| |
haberoku9958/
1 pages
|
| |
haberoku9989/
1 pages
|
| |
haberoku9997/
1 pages
|
| |
profil1006/
1 pages
|
| |
profil1017/
1 pages
|
| |
profil1179/
1 pages
|
| |
profil1426/
1 pages
|
| |
profil143/
1 pages
|
| |
profil1444/
1 pages
|
| |
profil1529/
1 pages
|
| |
profil1702/
1 pages
|
| |
profil2/
1 pages
|
| |
profil2166/
1 pages
|
| |
profil23/
1 pages
|
| |
profil3/
1 pages
|
| |
profil3071/
1 pages
|
| |
profil3154/
1 pages
|
| |
profil3208/
1 pages
|
| |
profil3240/
1 pages
|
| |
profil3259/
1 pages
|
| |
profil3288/
1 pages
|
| |
profil3299/
1 pages
|
| |
profil40/
1 pages
|
| |
profil628/
1 pages
|
| |
profil708/
1 pages
|
| |
profil628/
1 pages
|