Malûmlarınız olduğu üzere 12 Haziran 2011 Milletvekili Genel seçimleri öncesi propaganda döneminde, neredeyse seçime katılan bütün siyasi partilerin öncelikli gündem maddesi Anayasa değişikliği idi.
Bütün siyasi partiler açısından durum böyleydi ancak iktidarı elinde bulunduran AKP cephesinden, biraz daha farklı boyutta bakılıyordu meseleye. Onlar açısından, 12 Eylül de yapılan Anayasa değişiklik referandumu, aynı zamanda Anayasa'nın topyekun değiştirilmesi yolunda atılan önemli bir adımdı. Ancak bütün o seçim kampanyası boyunca bulunulan "Anayasa değişikliği" taahhütleri arasında, yapılacak yeni anayasanın muhtevasına dair en küçük bir teferruat görmek mümkün değildir. Üç aylık seçim propaganda dönemi boyunca, dillere pelesenk olan "Sivil Anayasa" kavramı dışında, hiçbir tanımlayıcı beyan duymadık iktidar partisi sözcülerinden.
Seçimler yapıldı, üzerinden yedi ay geçti, konuyla ilgili olarak, bir uzlaşma komisyonu oluşturmak dışında alınmış bir arpa boyu kadar bile mesafe yoktur. İktidar başta olmak üzere hiçbir siyasi yapılanmadan muhtevaya dair bir öneri henüz ortaya konmamıştır.
Buna karşılık, yapılacağı söylenen yeni anayasaya yönelik toplumun beklentileri, sürekli olarak artmakta ve bu artış her bahaneyle körüklenmektedir. Sanki yapılacak olan bir anayasa değişikliği değilde, hâşâ adeta yeni bir din vahyedilecekmiş gibi bir hava estirilmekte ortalıkta. Hal böyle olunca doğal olarak birileri de kendilerinde tebliğcilik vasfı görmeye başlıyor.
Öyle bir hava pompalanıyor ki; yeni anayasa gelecek, dertler sona erecek. Ne yapacak bu yeni anayasa da dertler sona erecek? Herhalde bu soruya verilebilecek en makul cevap; "Yeni Anayasa, devleti yeniden tarif edecek." şeklinde bir cevap olabilir. Peki, mevcut anayasa nasıl tarif ediyor devleti? "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir." Diye tarif ediliyor mevcut anayasamızda devletimiz.
Yapılacağı söylenen yeni anayasada da bundan farklı bir tarifin olacağını sanmıyorum. Yani; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma vasıflarından bir rahatsızlık duyulmuyor. Rahatsızlık duyanlar varsa da en azından bugün için bunu dile getiren yok. Yine herkesin dilindeki beyan ölçü alındığında görülüyor ki "Cumhuriyet", herkesçe kabul gören rejimdir. Kala kala bir tek problem kalıyor ortada o da bu demokratik ve laik cumhuriyetin kimlik beyanı olan "Türkiye Cumhuriyeti" ismi.
Şimdi ben buradan iktidarıyla, irili ufaklı tüm muhalefetiyle, kendilerini milli iradeyi temsil noktasında gören ve milli irade adına "Anayasa" yapma hak ve yetkisini kendinde gören bütün siyasi yapılanmaların temsilcilerine sormak istiyorum; yapmayı düşündüğünüz anayasa, kimin anayasası olacaktır? Yani hangi devletin? Soru, çok açık ve nettir. Kimse derin anlamlar yükleyip, derin cevap arayışlarına gitmesin. Daha net bir ifadeyle; mevcut anayasa kitapçığının üzerinde "TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI" yazıyor, yeni anayasanın üzerinde ne yazacak?
Öyle görünüyor ki; uzlaşma komisyonu adı altında oluşturulan ancak henüz varlığını hissedemediğimiz komisyonun, uzlaşmakta en fazla zorluk çekeceği konu bu olacaktır. Yoksa protokolde kimin hangi sırada oturacağı ya da kimin ne kadar süre Başbakan olacağı veya Cumhurbaşkanı kalacağı gibi konularda çok fazla bir sıkıntının yaşanacağını düşünmüyorum. Nefsi biraz kabaranı alır, bir ön sıraya taşırsınız protokolde olur, biter.
Ya da "Sizin görev sürenizi biraz daha uzatıyoruz" diye bir yasal düzenleme yaparsınız, kavga sona erer. Anayasa mı? Nasıl olsa bir defa delinmekle bir şey olmuyor ona. Ama herkes bilmelidir ki; o anayasa kitapçığının kapağında yazılı olan "TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI" ismi, bu milletin bu coğrafya üzerindeki varlığının ve bu devletin bekasının teminatıdır. Bu ismi taşımayan bir kapak ve bu ismi anlamsız kılmaya yönelik bir muhteva, bu milletin Anayasası olamaz.