Değerli Gönül Dostlarım; ne zaman küçük bir sarsıntı olsa yüreğim burkulur ve hemen aklıma Erzincan düşer.13 Mart 1992 tarihinde Erzincan ve çevresinde 6,8 büyüklüğünde bir deprem olmuştu. Can ve mal kaybına yol açan bu depremin haberini duyar duymaz, eyvah gitti yavrular dedim! Erzincan’da Sağlık Bakanlığına bağlı bir sağlık meslek lisemiz vardı. 200 civarında yatılı öğrenci öğrenim görüyordu. Okulun arsası çok geniş olmasına rağmen, blok tip proje uygulanmış, bir birine bitişik altı katlı iki bloktan oluşan bir hizmet binası yapılmıştı. Bu bina ilin en yüksek binalarından birisiydi.
Bilindiği gibi Erzincan İl merkezinin toprakları tektonik bir alan üzerinde bulunmaktadır. Aktif deprem fay hattında yer almaktadır. Bu nedenle okul yapılırken sağlık meslek liselerinin yaygın tip projesinin uygulanması gerekiyordu. Bu projede uygulanmış olsaydı; yemekhane ve yatakhanelerin yer aldığı iki katlı bir blok, dershaneler ve idare binasından oluşan üç katlı ayrı bir blok olmak üzere iki ayrı bloktan oluşması gerekiyordu. Ancak, ikinci bir temel atmamak veya değişik saiklerle blok tip proje uygulanarak ilk cinayet işlenmişti.
Değerli Gönül Dostlarım;
1992 depreminde Erzincan’a gittiğimde 6 katlı okul yıkılmış yerle bir olmuştu. Bütün kamu binaları yeni yapılan kooperatif evleri ve inşaatı devam eden birçok yeni bina yıkılmıştı.
Bu depremde 653 kişi hayatını kaybetti, 3850 kişi de yaralandı.
Yerle bir olan sağlık meslek lisesinde; 23’ü enkaz altında kalarak, 8 yaralı öğrenci de daha sonra vefat etti ve toplam 30 evladımız, canımız, ciğerimiz, yavrumuz, para hırsı, mesleki ihanet, gaflet veya ihmal sonucu can verdi.
Hayat kurtarmaya hazırladığımız, sağlık ordusunun çiçeği burnunda 30 neferi daha ömrünün ilkbaharında kara toprağın kara bağrına gömüldü.
Bu proje tercihi neden tercih edildi, yerel ve merkezi yöneticiler nasıl kabul etti, inşaat izni ve kullanım müsaadesini kim verdi. Bunlar mutlaka sorgulanmalı. Ancak deprem sürecinde bol bol asıldı kesildiler deprem geçti unutuldu gitti. Her basamaktaki yetkilinin bu cinayette vebali, sorumluluğu vardır mutlaka sorgulanmalıdır.
Bu elim olay her aklıma düştüğünde sorumluluk hisseder üzülür, kahrı-perişan olurum.
Değerli Gönül Dostlarım;
Şimdi size yine Erzincan’dan tüm depremlerle ilgili çok büyük dersler çıkaracağımız ibretlik bir olay aktaracağım:
Erzincan tarih boyunca çok büyük depremlere maruz kalmış bir ilimiz. Şehir merkezi yakın geçmişinde; 22 kez yıkılmış, 22 kez yeniden inşa edilmiş ve 22 defa yer değiştirmiş.
1168 de vuku bulan depremde; 12.000, 1454’te; 22.000,1584’te; 15.000 kişi hayatını kaybetmiştir.
Erzincan’ın yaşadığı en büyük afet; 1939 da meydana gelmiş, 7,9 büyüklüğündeki bu depremde, resmi rakamlara göre; 32 962 kişi hayatını kaybetmiş, Erzincan yerle bir olmuş bütün binalar yıkılmıştır. 1939 depreminde sadece TCDD Yolları Gar Binası ayakta kalmıştır.
Değerli Gönül Dostlarım;
Değişik nedenlerle Erzincan ziyaretlerimde rahmetli Recep YAZICIOLU ile tanışmıştım. Merhum YAZICIOĞLU’nun yazdığı bütün kitapları, hakkında yayımlanan tüm yazıları okumuştum. Farklı bir bürokrat tamda Türk tipi bir devlet adamıydı. Kendisine çok sevmiş sürekli takip etmiş, Ankara’da verdiği tüm konferansları, katıldığı panel, forum ve sempozyumları hatta özel seminerlerini bile sıkı bir şekilde takip etmiştim.
1992 depreminde Yazıcıoğlu’nun vali olması Erzincan’ın en büyük şansı idi. O ikbal ve gelecek endişesiyle protokol, ağırlama ve karşılama peşinde koşan bir teşrifatçı değil, günün 24 saati hizmet peşinde koşan bir insandı. Kapısı herkese açıktı ve randevu olayını kaldırmıştı. Odasında ise, kapısına gelen herkes huzura alınır ve görüşülürdü. Günün büyük bir bölümünü halkın içinde iş alanında geçiren, alışılagelmiş modele uymayan, pratik çözümler üreten bir eylem adamıydı.
Deprem sürecinde hem tabii afetle, hem de afet şövalyeleriyle uğraştı. Beşeri afattan daha çok muzdaripti.
Erzincan’ı yeniden inşa etti. Erzincan halkı bugün hala ona çok büyük saygı ve sevgi besliyor, onu rahmet ve mihnetle yâd ediyor.
Bir ziyaretimiz esnasında sayın valim bu gar binasının hala sapasağlam ayakta olmasının esrarı nedir diye sordum?
Kendine has üslubuyla Başkan bu soruyu bana değil aksakallı Erzincanlılara soracaksın dedi.
Huzurdan ayrılınca; güngörmüş, ak saçlı aksakallı Erzincan erenlerinden birine,1939 depreminde sapasağlam ayakta kalan tek bina olan gar binasının özelliği nedir diye sordum?
Amca;
“Bak evladım dedi. Bu binayı ecnebiler yapmış.
Adamların dini din değil amma adamlar bizim gibi çürük iş görmüyorlar. Yaptıklarını gibi sapa sağlam yapıyorlar.
Mühendisler getirtmiş. Taşı, toprağı, araziyi, kumu çakılı, taşı bir güzel tahlil ettirmiş.
Temel atmadan önce kocaman üç tane havuz yaptırmış.
İnşaatta kullanacağı kumu; birinci havuzda yıkatmış, dinlendirmiş. Sonra ikinci havuza almış yıkatmış, dinlendirmiş. Sonra üçüncü havuzda yıkatmış, dinlendirmiş...
Kullanacağı kum, çakıl ve hıbarda toz, toprak veya farklı bir madde bırakmamış. Kullandığı taşı, taş ocağını gitmiş incelemiş. Her taşa balyoz vurmamış, özenle seçmiş. Beğendiğini almış bir tane çürük taş, paslı demir kullanmamış.
Özel çimento getirtmiş. Kumu, suyu, çimentoyu kriterlere uygun oranda kullanmış. Temeli sağlam atmış, yerin dibine kazıklar çakmış, direği direğe bağlamış.
İnsana kıymamak için paraya kıymış. Acele etmemiş zamana kıymış. Baştan savma yapmamış işin hakkını vermiş. Söz verdiği günde de işi bitirmiş devlete teslim etmiş.
Bu gar binası; “ 24 KASIM 1938 yılında Ankara’dan gelen devlet erkânının katılımı ile törenle hizmete sokulmuş” bugünde hala sapasağlam ayakta.”
Değerli Gönül Dostlarım; size iki ibretlik olay aktardım biri bizim inancımıza, mesleğimize ve ahlakımıza, insanımıza, malımıza ve canımıza ihanetimizi diğeri de elin gâvurunun hassasiyetini gösteriyor.
Çok zor bir şey mi bunu yapmak hiçte değil yeter ki ahlakımız ahlak olsun.
Değerli Gönül Dostlarım;
1995 yılında Dinar’da 5,9 büyüklüğünde ki depremde 94 vatandaşımız, 1998 de Ceyhan’da 6,3 büyüklüğünde bir başka deprem de 84 vatandaşımız hayatını kaybetti. Her gün beşik gibi sallanan Japonya’da bu ölçekteki depremlerde tek bir insanın burnu bile kanamıyor.
17 Ağustos 1999, saat merkez üssü Kocaeli-Gölcük olan, 7,4 şiddetinde yüzyılın en büyük depremini yaşadık.
Deprem tüm Marmara Bölgesinde, Ankara’dan, İzmir'e kadar Türkiye'nin çok geniş bir alanında hissedildi. Kocaeli, Adapazarı, Gölcük, Yalova ve çevrelerinde büyük çapta can ve mal kaybı oldu. On binlerce yaralı 15.000 den fazla ölü vardı. Türkiye’nin beşte biri yerle bir olmuş, on binlerce bina, ev, işyeri, fabrika yıkılmış, ağır hasar görmüş ve yüz binlerce insan evsiz kalmıştı.
Devlet tüm kurumlarıyla seferber olmuş, millet gönül seferberliği ilan etmiş depremzedelerin yardımına koşmuştu.
Deprem yazın en sıcak günlerine denk gelmesine rağmen anında alınan tedbirler ve başarılı çalışmalar sonucu salgın ve bulaşıcı hastalıklar görülmemişti.
Depremden sonra yapılan tetkikler sonucu;
Sahil boyunca birçok yerde denizi doldurmuş üzerine inşaatlar yapmışız. Atalar “Denize hükmedilmez er veya geç verdiğini alır.” Demişler.
Bataklığa, akarsu yatağına evler yapmış, işyeri veya fabrika kurmuşuz.
Bina yapımlarında kumlu, killi, suya doygun toprak riskli zeminler kullanmışız.
Deprem şartnamesine uygun projeler hazırlanmadığı gibi çizilen projelere de riayet edilmemiş
Doğru proje, doğru beton, doğru malzeme ve uygun bir teknoloji kullanmamışız.
Beton yapımında uygun demir, çimento, çakıl kullanılmamış, kullanılan malzeme oranları hatalı kullanılmışız.
Yapı eleman birleşimi; beton, kolon ve kirişlere yerleştirilen çelik donatı oranları ve yerleştirme biçimi deprem yapı dayanıklılığına uygun yapılmamış.
Bunlar yetmezmiş gibi birde bilinçsiz tadilatlar yapılmış, bazı kolon ve kirişler kesilerek kaldırılmış.
Değerli Gönül Dostlarım;
İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Yalova Bursa, Balıkesir ve İzmir hattı ile İstanbul, Tekirdağ ve Çanakkale hattı aktif deprem alanında yer alan illerimiz.
Bu alan tarıma elverişli çok verimli topraklara sahiptir. Bölgenin birçok yerinde yılda üç mahsul ürün kaldırılır. Buralar düne kadar ülkenin meyve, sebze ve tahıl ambarıydı. En kaliteli zeytinler, ay çiçeği ve birçok sanayi ürünümüz bu yörede yetişir. Yöre harika bir doğal bitki örtüsüne ve geniş orman alanlarına sahiptir. Her çeşit evcil ve yabanı hayvanın barınağıdır.
Değerli Gönül Dostlarım;
İç Anadolu’nun ot bitmeyen kıraç yamaçları, uçsuz bucaksız bozkırları bomboş dururken ağır sanayimizden, teneke fabrikasına kadar, tamir servisinden, iş atölyesine kadar sanayinin her kolunu getirip buraya kurmuşuz. Ormanları ve tüm bu güzelim doğal zenginlikleri yok etmişiz. Binlerce canlının yuvasını bozmuş, birçok türün neslini tüketmişiz. Bu istisna güzellikleri bitirip her yanı beton yığınlarıyla doldurmuşuz.
Mavi deniz bu ihaneti kaldıramamış kusmuş, kara toprak bu yükü taşıyamamış çökmüş, binlerce canlı türü yurtsuz yuvasız kalmış göçmüş veya nesli tükenmiş. Hülasa cennet gibi bir vatanı cehenneme çevirmişiz.
Sonra bilmem kaç şiddetindeki bir deprem binlerce can kaybı, mal kaybı. Ve ekonomik kriz…
Değerli Gönül Dostlarım;
Depremde ki zayiatın vebal ve sorumluluğu fert fert hepimizindir. Ancak asıl günahkârlar siyasiler, merkezi ve mahalli idareciler, her şeyi para ve kişisel menfaat uğruna insan hayatını hiçe sayan ahlak fukaraları bu katliamın cellâtlarıdır.
İmar planlarını yanlış yapanlar, bunları onaylayanlar, yanlış proje çizenler, inşaat, ruhsat ve kontrol aşamalarında kasıtlı ve kusurlu davrananlar bu cinayetlerin sanıklarıdır.
Değerli Gönül Dostlarım;
Yıllar boyu yaşanan depremlerin tamamı incelendiğinde hepsinde aynı ihmaller görülür. İktidarlar, idareler, kadrolar ve şahıslar hepsi değişmiş ama söylemler hiç değişmemiş.
İnternetten Erzincan, Dinar, Ceyhan, Marmara, Bolu ve şimdiki Van-Erciş depremine bakınca büyüklerimiz hep aynı şeyleri söylemiş. Sorumlular bulunacak hesabı sorulacak bundan böyle kimseye müsamaha edilmeyecek denilmiş. Bu güne kadar hiçbir şey değişmemiş. Ağlamış ağıtlar yakmışız, efsaneler uydurmuş avunmaya çalışmışız, her depremden çok büyük dersler çıkardığımızı söylemişiz, nutuklar çekmiş, hükümler vermiş sorumluları lafla asmış kesmişiz. Milletin gazını almış sonra unutmuş yan gelip yatmışız.
Değerli Gönül Dostlarım;
Son olarak 23 Ekim 2011 tarihinde Van ve Erciş’te yeni bir deprem oldu. 7.2 şiddetindeki deprem Van ve Erciş’i vurdu. Doğu Anadolu’nun birçok ili sallandı. Deprem haberini; 28 Mehmetçiğin şahadeti nedeniyle Ankara’da tertiplenen “Terörü Telin- Şehitlere Saygı Yürüyüşü”nde aldım.
Depremin meydana gelmesinden kısa bir süre sonra mahalli ve ulusal kanallardan adeta canlı yayınlarla gelişmeler tüm ülkeye duyurulduğu için işin bu boyutuna çok girmeyeceğim.
Depremde 650 civarında vatandaşımız hayatını kaybetti. Bazı ihmalkârlıklar nedeniyle can kayıpları hala devam ediyor.
Değerli Gönül Dostlarım; Van-Erciş depremi Marmara depremine kıyasla daha dar bir alanı kapsamaktaydı. Ancak, bölgenin coğrafi yapısı iklim şartları hizmeti zorlaştırıyor, yörenin sosyal dokusu nedeniyle de bazı endişeler duyuluyordu.
Erciş;1054 yılında Tuğrul Bey tarafından fethedilmiş, Karakoyunlu’nun başkenti olmuş, halen ekseriyetle Türkmenlerin yaşadığı bin yıllık bir Türk yurdu.
Van; Van Gölü havzasında yer alan Anadolu’nun güneşle ilk kucaklaştığı Vatan toprağı, serhat şehrimiz.
Birkaç çapulcunun her gün bir bahane uydurarak gösteri yapması, Ermeni kırması bazı canilerin vur-kaç taktiği ile eylem yapması, şehir yapılanması denen bir ihanet şebekesinin, dokunulmazlık zırhı ile donatılmış siyasi şövalyelerin patavatsızca şov yapması, bazı televizyon kanallarının da bunları abartarak sürekli yayınlaması neticesinde hem yöre halkı hem de ülke genelinde bir tedirginlik vardı.
Özelikle Van ilimiz sözde terör örgütünün istediği zaman istediği eylemi gerçekleştirdiği, sokak hâkimiyeti kurduğu zannedilen bir şehir görünümündeydi.
Van-Erciş depremi bu endişelerin tamamını sildi süpürdü. Deprem faylarının kıvrımlarından bin yıllık milli birlik ve beraberlik ruhu fışkırdı. Vatandaş düzeyinde bir ayrışmanın söz konusu olmadığı dış güçlerin ve yerli işbirlikçilerin yaygarasından ibaret olduğu açık açık ortaya çıktı.
Her gün kaldırılan şehit cenazelerine, tahrik, tehdit, saldırı, gasp, nümayiş, şov ve ihanete rağmen Türk Milleti; Hakkâri’den-Edirne’ye, Erzurum’dan–Diyarbakır’a, Iğdır’dan-İzmir’e, Sinop’tan-Hataya fert, fert tek yumruk tek yürek oldu. Canıyla, malıyla ve servetiyle ölümüne deprem bölgesine depremzedeye yardıma koştu. Evini açtı, gönlünü açtı, lokmasını paylaştı.
Türk milleti kederde, kıvançta, birlik ve beraberlik içerisinde olduğunu riyasız, yalansız tüm dünyaya gösterdi.
Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan diye haykırdı. Fırat’ın doğusu, Sivas’ın ötesi mavralarını çöpe attı. Yüz yıllık ABD ve İngiliz planları, 60 yıllık AB oyunları suya düştü. Soros’un paralı uşaklarının ihanetleri boşa çıktı.
Hezeyanlar içinde devlet kurup, o devlet yönetebileceğini zanneden psikopatlar, özerklik ilan eden satılmışlar, bağımsızlık isteyen bebek katili Ermeni dönmeleri bir hiç olduklarını gördüler.
Bir il ve ilçe sınırları içinde meydana gelen küçük bir depremde bile apışıp kaldılar. Çaresizliklerini katil sürülerine silahlı eylem yaptırarak kapatmaya çalıştılar.
Diğer taraftan terör örgütünün tehdit ve tedhişleri nedeniyle sinmek zorunda kala yöre halkı bu zibidilerin yıkmak ve yakmaktan başka ellerinden hiçbir şey gelmediği bir hiç olduklarını gördü.
Bu deprem, eşkıyanın silah zoru sempatizan yaptığı bir kısım yöre halkını örgütten tamamen kopardı.
Değerli Gönül Dostlarım
Şimdi yapılacak en önemli iş; bir an önce depremzedelerin tüm mağduriyetlerin giderilerek, yaraların bir an önce sarılması ve yöre halkının arazisine, toprağına, mezrasına vatanına sahip çıkmasını, yerinde kal prensibi ile bu bölgede ikametinin sağlanmasıdır.
Tüm bu yaşananlar doğulu ve batılısıyla, güneyli ve kuzeylisiyle şehirlisi ve köylüsüyle vatandaşın vatandaşla bir problemi olmadığını ortaya koymuştur.
Ülkeyi yönetenler ve siyaset yapanlar bunu iyi görmeli, keyfiyeti idrak etmeli eylem ve üsluplarını ona göre şekillendirmelidir.
Deprem nedeniyle hayatını kaybeden tüm deprem şehitlerine Allah’tan rahmet, hayatta kalanlara sabır, sıhhat ve metanetler diliyor, saygılar sunuyorum.
Bu yazı 2011-12-16 saat 16:13:25 eklendi ve 364 defa okundu
Söz sizde, neden sizde bir yorum eklemiyorsunuz? Yorum Ekle