Kendisi hangi milletin adına konuşuyorsa, “Türkler’in 1 milyon ermeni ile 30 bin kürdü öldürdüğünü” söyleyen, yani, dolaylı da olsa büyük Türk Milleti’ni câni, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de katil ilân eden adamın ağzının payını veremiyorsanız, Türk Milleti’ni temsil ettiğinizi söyleyemezsiniz!
Millî bir hükümet olduğunuzu falan da söyleyemezsiniz!
Ermeni soykırımı iddialarına karşı çıksanız bile inandırıcı da olamazsınız!
Aynı zamanda işgal yıllarında Adana Valisi Kemal Bey’i de katleden Mıgırdıç Yanıkyan’ın, Los Angeles Başkonsolosumuz Mehmet Baydar’la, yardımcısı Bahadır Demir’i şehit ettiği günden beri, yani 1973’ten beri Türk Hükümetleri soykırımı kabule zorlanmışlardır. Geceyarısı Ekspresi ve Ararat gibi, bütçesi milyonlarca dolarla idare edilen filmlerin, bütün dünya dillerine çevrilip, gazetelere gönderilen lüks kitapların ve diğer propaganda malzemelerinin amacı da budur.
Bazı onursuz yazarlara, işte bu maksada ulaşmak için diaspora bütçesinden tahsisat ayrılarak soykırım palavrası gündemde tutulmuş, Türk Milleti’ni suçlayan birçok yazar da işte bu sebeple ödüllendirilmiştir.
“Türkler soykırımı yapmadı” demenin, bazı devletler tarafından hukuken suç kabul edilmesinin sebebi de yine Türkiye’yi soykırımı kabule zorlamaktır.
Eğer Türkiye, millî davalarımızı savunan ve milli reflekse sahip olan bir iktidar tarafından yönetiliyor olsaydı, “Türkler’in 1 milyon ermeniyi öldürdüğünü” söylemek suretiyle ermeni tezlerini destekleyen yazar hakkında açılan dâvâ düşürülür müydü hiç.
Düşürülmüştür!
Böylece “Türkler’in ermenileri kestiğini, Türk Ordusu’nun da Güneydoğu’da kürtleri katlettiğini” yazıp, duran ite-kopuğa fırsat verilir miydi?
Verilmiştir!
Hep beraber göreceğiz ki, önümüzdeki aylarda Türk Silahlı Kuvvetleri’ni cinayet işlemekle, hatta etnik temizlik yapmakla suçladığı için mahkemeye verilen birçok PKK’lı yazar, Pamuk davası emsal gösterilerek beraat edecektir. Ondan sonra da eline bir kalem veya mikrofon geçiren her vatan haini, fikrini ifade ettiğini söyleyerek soykırım yapmakla suçlayacaktır bizi, kürtleri katletmekle suçlayacaktır.
Herkes fikrini ifade etme özgürlüğüne sahip olmalıymış. Soykırımı iddialarını da fikir özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmeliymiş!
Hadi oradan!
Özgürlükler, Türk Devleti’nin Türkiye üzerindeki egemenliğini sarsıyorsa ve Türk evladının haysiyetine tecavüz edilmesine sebep oluyorsa özgürlük falan değil, imtiyazdır, imtiyaz!
Aslında bu herifin kurtulacağı, AB Komiseri Olli Rehn’in “Orhan Pamuk bizim kırmızı çizgimizdir” dediği gün belli olmuştur. Oysa bizim kırmızı çizgilerimizi paspas gibi çiğnediler. AB’nin kırmızı çizgisi mahkemelerden adam aldığına, eşkiyayı da hapisten çıkardığına göre adli kapitülasyonların hortladığını söyleyebiliriz.
Hortlamasaydı, Dışişleri Bakanı olacak zat, Financial Times’e verdiği beyanatta “Dâvâya bakacak mahkeme doğru karar verecektir, Pamuk’un hapse girmeyeceğinden eminim” diyebilir miydi? Recep Tayyip de “Gerekirse Orhan Pamuk için kanunun değiştirileceğine” dair AB elçilerine teminat verebilir miydi?
Türkiye’yi müstemleke valisi gibi yönetenler, mahkemeleri de müstemleke mahkemesi haline getirdiler. Tıpkı Tanzimat devrinde olduğu gibi, artık haklı olmak için Türk olmamak veya Türkiye aleyhtarı olmak gerekiyor!
Necdet Sevinç tarafından yazılan bu makale, 26 Ocak 2006 Perşembe günü yayınlanan H.O. Tercüman Gazetesindeki köşe yazısıdır.